26 Mart 2014 Çarşamba

Çocuklarla pazarlık yapmak

Son günlerde en çok kafama takılan şey "çocuğunuzla pazarlık yapmayın" konusu.
Sevgili pedagoglar çocuklarla pazarlık yapmamanın gerekliliğini vurgulayıp duruyorlar. Bunu başaran ebeveynler var mı, lütfen bana dürüst olup "Evet biz hiç pazarlık yapmayız çocuğumuzla" diyebiliyor musunuz. Ben yapamıyorum, olmuyor. İster istemez bir noktada kendimi çocuklarımla pazarlık yaparken buluyorum. Neymiş efendim pazarlık yaparsak asıl amacı atlamış olurmuşuz da çocuk amaca ulaşmak için asıl mevzuyu araç yaparmış. 1 çocuktan fazla  çocuğu olan sevgili arkadaşlarım beni daha iyi anlayacaklardır. Aynı anda ikisinin birden ihtiyaçlarını karşılamak çoğu zaman mümkün olmuyor. Özellikle dar zamanlarda mesela sabah işe gitmeye hazırlanırken, çocuklarınızın isteklerini yapmanız ya da onun sizin istediklerinizi yapması kolay olmuyor. Kısa zamanda yapılması gereken çok iş oluyor ve o sırada oyalanan çocukla ister istemez pazarlık ederken kendinizi bulabilirsiniz. Benim başıma çok sık geliyor. Bu yüzden de pedagogların çoğunun çocuk sahibi olmadığını düşünmeye başlamıştım. Pazarlık yapmayın, peki alternatifini açıkla, o da yok. Çünkü her çocuk bir bireydir ve farklı durumlara, farklı tepki verir. Ama işte en sonunda çocuklarla pazarlık yapmanın kurallarını öğreten bir internet sitesi buldum!! :)
Buyrun çocuklarla nasıl konuşulmalı ve nasıl pazarlık edilmeli. Okuyalım, öğrenelim :)

http://www.pbs.org/parents/talkingwithkids/negotiate.html

Kayak çalışmaları

En son Ege'nin buz pateni maceralarını anlatmıştım ve yakında kayağa gideceğimizi ve orada başımıza gelenleri anlatacağımı söyleyip yazımı tamamlamıştım.
Şimdi sıra geldi kayak macerasına.
Ege'nin paten macerası kötü bitince kayak için onu çok zorlamamaya karar verdik. Ama yine de bütün kıyafetlerini hazırladık ve dağ tatiline çıktık. İlk gün kayak dersine giderken ağlamaktan gözleri kıpkırmızı oldu ama ders başladığında keyfi yerine gelmişti. Kayak öğretmeni önce tek ayağına kayak taktırdı ve denge kurmayı öğretti ancak ikinci ayağa kayak takmaya geline Ege bunun gereksiz olduğunu böyle kayabildiğini söyledi :)
Neyseki öğretmeni ikna etti ve artık kaymaya hazırdı. Ders bittikten sonra hava çok rüzgarlı olduğu için kayak gözlüğü kiralamaya karar verdik. İşte, bu tam da ihtiyacımız olan şeymiş. Bu gözlük Ege'yi o kadar mutlu etti ki o gece gözlükle yattı ve sabah büyük bir heyecanla kayak dersine gitti.
4 gün sorun yaşamadan kayak derslerine katıldı.
Ama sonunda Ege, bana şunu söyledi "ama ben board yapmak istiyordum".....

18 Şubat 2014 Salı

Buz pateni çalışmaları

Bu kış Türkiye'de olduğu gibi, Macaristan'da da havalar normalden daha sıcak ve kurak. Bu sene bir gün hariç -ki onda da Türkiye'deydik- hiç kar yağmadı. Ama bu, Macar halkı için kış sporlarının yapılmaması anlamına gelmiyor. Örneğin buz pateni pistleri faaliyetlerine devam ediyor.
Bir kaç hafta önce, Ege ilk buz pateni dersini aldı ve ilk ders için oldukça başarılıydı. Ertesi hafta olan derse gitmeye de oldukça istekliydi. Heyecanla hazırlandı, koştura koştura gitti. Ders başladı. Önce her şey Ege için çok güzel gidiyordu, ta ki bir çocuk ağlamaya başlayana kadar. Ege, ağlayan çocuğu görünce demoralize oldu, ne yapacağını şaşırdı ve o da ağlamaya başladı. Daha sonra da dersi yarıda kesip, dışarı geldi. Neden ağladığını sorduğumuzda, sürekli düştüğünü ve yapamadığını söyledi. Bu maceramız da başlamadan bitmiş oldu
Önümüzdeki hafta okullar "kayak tatili"ne giriyorlar. Bu tatili değerlendirmek için kayak yapmaya gitmeye karar verdik. Ege de kayak yapmaya çok istekli. Aynı buz pateninde olduğu gibi. Umarım sonu buz pateni gibi olmaz. Haftaya dönünce de bunun sonucunu anlatırım. Umarım korkularını yener ve hayatta her şeyi düşe kalka öğreneceğini anlar.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Yabancı bir okulda ilk tecrübeler 3

Daha önce Ege'nin okulunun verdiği eğitimlerden bahsetmiştim. Hatırlarsanız yazısız kitaplarla okumaya başlamaları bana çok ilginç gelmişti. Gerçekten de yazısı olmayan kitaplar eve gönderiliyor ve sayfalardaki resimler hakkında konuşuyorduk. Yakın zamanda bu kitapların içinde yazı olanları eve gelmeye başladı. Ama uzun uzun cümlelerden bahsetmiyorum, sadece kelimeler ve kısa cümlelerden oluşuyor. Şimdilerde en sevdiğimiz şey bu kitapları okumak, Ege bunları okumaktan gerçekten çok keyif alıyor. Ama sevmediği bir şey var o da fişleri okumak. Ege'nin ilgisini çekebilmek için de her okuduğu fişi yazdırıyorum. Çünkü yazı yazmayı çok seviyor. Geçen hafta okulda yine velilere çocuklara yazı yazmanın geliştirilmesi konusunda kısa bilgi verildi. Geçen sene de buna benzer bir çalışma yapılmıştı ve bloğumda paylaşmıştım. Şimdi biraz daha detay bilgi verildi. Bunların içinde en önemli konu çocuğunuzun fiziksel gelişiminin yazı yazmaya hazır olup olmadığı. Daha önceki seansta da, bunda da sıklıkla üzerinde durulan konu çocukların el ve kol kaslarının yeterince geliştirilmesi. Öğretmenlerin önerileri çocukların bol bol hamurla oynaması, mümkünse duvar tırmanmaları, kol ve el kaslarını güçlendirecek her tür fiziksel aktivitenin desteklenmesi. Yine üzerinde durulan nokta el yazısı. Türkiye'de artık el yazısı öğretiliyor. İngiliz eğitim sistemi de bu açıdan, Türk sistemiyle aynı. El yazısını öğretmelerinin amacı çocukların daha kolay yazmalarıymış. El yazısı öğrenen çocukların daha az kollarınn yorulduğu ve böylece daha kolay yazdıkları düşünülüyormuş. Ancak unutulmaması gereken konu ise çocuklara büyük harfle yazı yazmayı öğretmemekmiş. Çünkü elyazısı öğrenmesi gereken çocuğun, önce büyük harf yazmayı öğrenmesi el yazısı yazmasını zorlaştırıyormuş.
Yazı yazmayı da eğlenceli hale getirmek önemli. Yazmayı öğrenirken kalem kağıt yerine kullanılacak bir çok çeşitli malzeme var. Örneğin kum, un, şeker gibi toz maddeleri büyük bir tepsiye koyup, çocuğunuzun elleriyle şekiller ya da harfler yapmasını sağlayabilirsiniz.
Daha önceki sunumla tekrar eden konular olsa da biz velileri yönlendirmesi açısından bunların çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

2 Ocak 2014 Perşembe

Ada'ya tuvalet eğitimi III

Yazın Ada 2 yaşında diye düşünerek tuvalet eğitimine başlamıştım ama çok başarılı olmamıştı. Ada, tuvalete oturmak istemedi, oturursa da tuvaletini yapmak istemedi. Çok da uğraşmadım aslında, 2 gün sonunda pes ettim ve kış mevsimine bıraktım bu eğitimi.
Şubat ayında okulları 2 hafta tatil olacak o zaman başlarım diye düşündüm. Ancak, Ada 2 haftalık noel tatiline girerken öğretmeninin bize verdiği bilgiye göre okullar açılınca tüm sınıfa tuvalet eğitimi vermeye başlayacaklardı. Tuvalet eğitimi benim korkulu rüyamdı. Bu bilgiyi alınca elim ayağım dolandı, ne yapacağımı bilemedim. Hemen gidip lazımlık aldım ve işe koyuldum. İlk 1.5 gün tam bir felaketti. Ama sonra bir şey oldu, yeni yılın gelmesiyle sanki sihirli bir değnek değdi ve Ada çişini söylemeye başladı. Yani bana yeni yıl hediyesi verdi. Bugün 4. gün şimdilik çişle ilgili sorun yok ama tabi bir de kaka mevzusu var, onu daha çözemedik. Umarım en kısa zamanda bu sorun da çözülür. Sonsuza kadar içinde saklayacak değil ya :)

12 Aralık 2013 Perşembe

Gerbeaud tatlısı


Budapeşte'de Ege'nin okulunda bir klüp kuruldu. Velilerin oluşturduğu bu klüp yabancı ailelere Macar kültürünü öğretmeyi amaçlıyor. Daha önce tarihi yerlere gezi düzenleyen bu klüp, şimdi de çeşitli Macar yemeklerini bizlere öğretmeye başladı. Macar yemekleri bana kalırsa çok lezzetli değiller. Ancak Macarlar hamur işine çok düşkünler ve bu konuda da oldukça başarılılar. Bu hafta ismini Budapeşte'nin en meşhur kafesinden alan "Gerbeaud" isimli tatlıyı yapmayı öğrendik. Aslına bu blokta yemek tarifi paylaşmayı planlamıyordum ama bu tatlı çok lezzetli. Biraz uğraştırıyor ama sonuç mükemmel.
Şimdi sizinle tarifi paylaşayım;

Malzemeler:
Hamur için: 1/4 su bardağı ılık su, bir paket yaş mayanın 1/4ü, 500 g. un, 1 tatlı kaşığı karbonat, 1 paket vanilin, 4 tatlı kaşığı pudra şekeri, 250 g. Tereyağı, 100 ml. Ekşik krema ( bunu Türkiye'de bulmak kolay değil muadil olarak süzme yoğurt kullanılabilir ancak süzme yoğurdu bile biraz daha süzmek gerekli), 1 yumurta sarısı, 1 tutam tuz
İçi için: 300 g. dövülmüş ceviz, 250 g. Pudra şekeri, 2 paket vanilin, 1 kg kadar kayısı marmelatı.
Üstü için: 5 çorba kaşığı kakao, 6-7 kaşık pudra şekeri ( tatlıyı ne kadar sevdiğinize göre karar verebilirsiniz), 1 tatlı kaşığı tereyağı, 1 kaşık çiçek yağı, yarım bardak kadar sıcak su.

Hazırlanışı:
Ilık süte yaş maya ve 1 tatlı kaşığı şeker katılır. Biraz karıştırılıp kabarması için kenarda bekletilir. 500g. una 1 tatlı kaşığı karbonat, 1 vanilin, 1 tutam tuz ve 4 kaşık pudra şekeri ilave edilip karıştırılır. Daha sonra bu karışıma 250 g. tereyağı kesilerek ilave edilir. Daha sonra ekşi krema ve 1 yumurta sarısı da katılarak iyice yoğurulur. Bu hamura kabaran maya da ilave edilir. Hamur ele yapışmayacak hale gelene kadar yoğurulur. Yumuşak bir hamur elde edilir ve bu hamur 3 eşit parçaya kesilip, streç filme sarılıp buzdolabına konulur. 15 dakika buzdolabında tutulur.
15 dakika sonra ilk parça hamur altına yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisi boyutunda açılmaya başlanır. İnce bir yufka elde edilir ve bu fırın tepsisine yerleştirilir. Ama en önemli nokta tam tepsi boyutunda olması gerektiğidir. Bu yufkanın üzerine bolca kayısı marmelatı sürülür, üzerine şeker ve vanilin ile karıştırılmış ceviz ilave edilir.
Daha sonra aynı işlem ikinci hamur için de uygulanır. İncecik açılıp üzerine marmelat ve ceviz karışımı dökülür. 3  hamur ise açılıp bu iki yufkanın üzerine kapatılır. Çatalla hamur bir kaç yerden delinir. Önceden 190 derecede ısınmış fırında yaklaşık 30 dakika pişirilir.
Piştikten sonra soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra çikolata sos hazırlanır. Çikolata sosu için bütün malzeme bir kapta sıcak suyla karıştırılıp koyu bir sos elde edilir. Soğumuş tatlımız üzerine sos güzelce döşenir ve tekrar soğumaya bırakılır. Çikolata sos da soğuyunca küçük kareler şeklinde tatlımız kesilip, servis yapılır. Ayrıca biraz bekleyince bu küçük parçaları kavanozlara koyup 2 hafta kadar saklamanız mümkünmüş :)

Çocukların akıllıca sözleri

Çocukların dünyası o kadar farklı ki, biz büyükler o dünyadadan geldiğimizi tamamen unutmuş durumdayız. Keşke tekrar çocukça düşünebilsek.
Dün 4 yaşındaki oğlum Ege bana öyle komik bir şey söyledi ki bunu mutlaka yazmalıyım ve gelecekte de unutmayıp ona anlatmalıyım diye düşündüm.
Ege, bu ararlar uzay ve astronotlara ilgi duyuyor. Okulun kütüphanesinden sürekli uzayla ilgili kitaplar getiriyor ve birlikte okuyoruz. Bu kitaplarda da genelde aynı resimleri kullanıyorlar. Bu resimlerden bir tanesi de Neil Armstrong'un Ay'a ilk adım attığında ABD bayrağı ile çekilmiş olan fotoğrafı. Ege hep bu resimi görürdü ama hiç bayrakla ilgili bir şey sormamıştı.
Dün elinde bir oyuncak kataloğu vardı ve katalogda Vahşi Batı konseptiyle hazırlanmış oyuncaklar ve oyuncakların arkasında da ABD bayrağı vardı.
Ege'nin bu resmi görünce sorduğu soru:
"Anne bu bayrak neden burada, uzayda olması gerekmiyor muydu?"