8 Nisan 2014 Salı

Uluslarası gün kutlaması

Bu aslında gecikmiş bir yazı ama yazmadan geçmek istemedim. Her sene Ege'nin okulunda okuyan öğrencilerin bayraklarını taşıdıkları resmi geçitle başlayan milletlerarası gün kutlamaları var. Bu özel günde öğrenciler kendi yerel kıyafetleriyle ülke bayraklarını taşıyorlar ve anneler de ülkelerinin yemeklerini yapıp öğrencilere farklı tatları öğretiyorlar.
Bu sene bayrak taşıma görevi Ege'nindi. Bu görevi yapmaktan çok keyif aldığını söyleyemeyeceğim. Çünkü oğlum gösteri, tiyatro ve bu tip kendisinin ön planda olduğu organizasyonlardan çok hoşlanmıyor. Yapması gereken sadece bayrağı taşımak ve Türkçe "Merhaba" demekti. Ama çok başarılı olduğun söyleyemem. Sahneler Ege'ye göre değil. ;)





Sabah biraz zorlandıktan sonra yemek saati için hazırlıklar başladı. Bu sene masamızı Yunanistan ile birlikte hazırladık. Öğrenciler bunun anlamını biliyorlar mı bilmiyorum ama kardeşliğimizi göstermek adına çok harika bir birliktelikti.    






Tüm öğrencilerin kendi ülkelerini tanıtıcı kıyafetler giymeleri, mutluluk ve gururla bu kıyafetleri taşımaları olağanüstü bir görüntüydü. 

Bugünün sonunda yine tabiki Ege mutlu oldu çünkü okulda haftada bir gün ödül olarak verilen "Top Dog" isimli köpek bugün Ege'nin oldu.







Ege, öksürük ve doktor

Daha önce Budapeşte'de yaşadığım doktor tecrübemi paylaşmıştım. Macaristan'da kaliteli doktor bulmak çok kolay olmayabiliyor. Biz yine de şanslıyız çünkü burada da kendimize Türk bir çocuk doktoru bulduk. Ama muayenehanesi çok yakın olmadığı için zaman zaman anlaşmalı olduğumuz sağlık kurumunun doktorlarını da ziyaret ediyoruz. Daha doğrusu onlar bizi ziyaret ediyor. Ege'nin de bir süredir kesilmeyen öksürüğü var. Bu kurumdan eve bir çocuk doktoru geldi ve Ege'nin viral enfeksiyon geçirdiğini söyledi. Kullandığımız hiç bir şey işe yaramadı, daha sonra buradaki Türk doktorumuza gittik, o da viral olduğunu söyledi ama bu öksürük bir ayı geçtiği halde devam ediyor. En sonunda Türkiye'deki doktorumuzu aradık. Bu sırada ben de alerji olabileceğinden şüphelendim ve antihistaminik kullanmaya başladım. Türkiye'deki doktorumuz ise alerji ilaçları iyi gelmezse antibiotiğe başlamamızı çünkü atipik bronşit olabileceğini söyledi. Normalde hiç antibiotik önermediği için şaşırdım ve ilacı Türkiye'den getirttim. Daha kullanmaya başlamadım, ama perşembe gününe de buradaki çocuk göğüs hastalıkları uzmanından randevu aldım. Muayene edilmeden ilaç vermemek için. Bakalım sonunda ne çıkacak, çok önemli değildir umarım.

26 Mart 2014 Çarşamba

Çocuklarla pazarlık yapmak

Son günlerde en çok kafama takılan şey "çocuğunuzla pazarlık yapmayın" konusu.
Sevgili pedagoglar çocuklarla pazarlık yapmamanın gerekliliğini vurgulayıp duruyorlar. Bunu başaran ebeveynler var mı, lütfen bana dürüst olup "Evet biz hiç pazarlık yapmayız çocuğumuzla" diyebiliyor musunuz. Ben yapamıyorum, olmuyor. İster istemez bir noktada kendimi çocuklarımla pazarlık yaparken buluyorum. Neymiş efendim pazarlık yaparsak asıl amacı atlamış olurmuşuz da çocuk amaca ulaşmak için asıl mevzuyu araç yaparmış. 1 çocuktan fazla  çocuğu olan sevgili arkadaşlarım beni daha iyi anlayacaklardır. Aynı anda ikisinin birden ihtiyaçlarını karşılamak çoğu zaman mümkün olmuyor. Özellikle dar zamanlarda mesela sabah işe gitmeye hazırlanırken, çocuklarınızın isteklerini yapmanız ya da onun sizin istediklerinizi yapması kolay olmuyor. Kısa zamanda yapılması gereken çok iş oluyor ve o sırada oyalanan çocukla ister istemez pazarlık ederken kendinizi bulabilirsiniz. Benim başıma çok sık geliyor. Bu yüzden de pedagogların çoğunun çocuk sahibi olmadığını düşünmeye başlamıştım. Pazarlık yapmayın, peki alternatifini açıkla, o da yok. Çünkü her çocuk bir bireydir ve farklı durumlara, farklı tepki verir. Ama işte en sonunda çocuklarla pazarlık yapmanın kurallarını öğreten bir internet sitesi buldum!! :)
Buyrun çocuklarla nasıl konuşulmalı ve nasıl pazarlık edilmeli. Okuyalım, öğrenelim :)

http://www.pbs.org/parents/talkingwithkids/negotiate.html

Kayak çalışmaları

En son Ege'nin buz pateni maceralarını anlatmıştım ve yakında kayağa gideceğimizi ve orada başımıza gelenleri anlatacağımı söyleyip yazımı tamamlamıştım.
Şimdi sıra geldi kayak macerasına.
Ege'nin paten macerası kötü bitince kayak için onu çok zorlamamaya karar verdik. Ama yine de bütün kıyafetlerini hazırladık ve dağ tatiline çıktık. İlk gün kayak dersine giderken ağlamaktan gözleri kıpkırmızı oldu ama ders başladığında keyfi yerine gelmişti. Kayak öğretmeni önce tek ayağına kayak taktırdı ve denge kurmayı öğretti ancak ikinci ayağa kayak takmaya geline Ege bunun gereksiz olduğunu böyle kayabildiğini söyledi :)
Neyseki öğretmeni ikna etti ve artık kaymaya hazırdı. Ders bittikten sonra hava çok rüzgarlı olduğu için kayak gözlüğü kiralamaya karar verdik. İşte, bu tam da ihtiyacımız olan şeymiş. Bu gözlük Ege'yi o kadar mutlu etti ki o gece gözlükle yattı ve sabah büyük bir heyecanla kayak dersine gitti.
4 gün sorun yaşamadan kayak derslerine katıldı.
Ama sonunda Ege, bana şunu söyledi "ama ben board yapmak istiyordum".....

18 Şubat 2014 Salı

Buz pateni çalışmaları

Bu kış Türkiye'de olduğu gibi, Macaristan'da da havalar normalden daha sıcak ve kurak. Bu sene bir gün hariç -ki onda da Türkiye'deydik- hiç kar yağmadı. Ama bu, Macar halkı için kış sporlarının yapılmaması anlamına gelmiyor. Örneğin buz pateni pistleri faaliyetlerine devam ediyor.
Bir kaç hafta önce, Ege ilk buz pateni dersini aldı ve ilk ders için oldukça başarılıydı. Ertesi hafta olan derse gitmeye de oldukça istekliydi. Heyecanla hazırlandı, koştura koştura gitti. Ders başladı. Önce her şey Ege için çok güzel gidiyordu, ta ki bir çocuk ağlamaya başlayana kadar. Ege, ağlayan çocuğu görünce demoralize oldu, ne yapacağını şaşırdı ve o da ağlamaya başladı. Daha sonra da dersi yarıda kesip, dışarı geldi. Neden ağladığını sorduğumuzda, sürekli düştüğünü ve yapamadığını söyledi. Bu maceramız da başlamadan bitmiş oldu
Önümüzdeki hafta okullar "kayak tatili"ne giriyorlar. Bu tatili değerlendirmek için kayak yapmaya gitmeye karar verdik. Ege de kayak yapmaya çok istekli. Aynı buz pateninde olduğu gibi. Umarım sonu buz pateni gibi olmaz. Haftaya dönünce de bunun sonucunu anlatırım. Umarım korkularını yener ve hayatta her şeyi düşe kalka öğreneceğini anlar.

12 Şubat 2014 Çarşamba

Yabancı bir okulda ilk tecrübeler 3

Daha önce Ege'nin okulunun verdiği eğitimlerden bahsetmiştim. Hatırlarsanız yazısız kitaplarla okumaya başlamaları bana çok ilginç gelmişti. Gerçekten de yazısı olmayan kitaplar eve gönderiliyor ve sayfalardaki resimler hakkında konuşuyorduk. Yakın zamanda bu kitapların içinde yazı olanları eve gelmeye başladı. Ama uzun uzun cümlelerden bahsetmiyorum, sadece kelimeler ve kısa cümlelerden oluşuyor. Şimdilerde en sevdiğimiz şey bu kitapları okumak, Ege bunları okumaktan gerçekten çok keyif alıyor. Ama sevmediği bir şey var o da fişleri okumak. Ege'nin ilgisini çekebilmek için de her okuduğu fişi yazdırıyorum. Çünkü yazı yazmayı çok seviyor. Geçen hafta okulda yine velilere çocuklara yazı yazmanın geliştirilmesi konusunda kısa bilgi verildi. Geçen sene de buna benzer bir çalışma yapılmıştı ve bloğumda paylaşmıştım. Şimdi biraz daha detay bilgi verildi. Bunların içinde en önemli konu çocuğunuzun fiziksel gelişiminin yazı yazmaya hazır olup olmadığı. Daha önceki seansta da, bunda da sıklıkla üzerinde durulan konu çocukların el ve kol kaslarının yeterince geliştirilmesi. Öğretmenlerin önerileri çocukların bol bol hamurla oynaması, mümkünse duvar tırmanmaları, kol ve el kaslarını güçlendirecek her tür fiziksel aktivitenin desteklenmesi. Yine üzerinde durulan nokta el yazısı. Türkiye'de artık el yazısı öğretiliyor. İngiliz eğitim sistemi de bu açıdan, Türk sistemiyle aynı. El yazısını öğretmelerinin amacı çocukların daha kolay yazmalarıymış. El yazısı öğrenen çocukların daha az kollarınn yorulduğu ve böylece daha kolay yazdıkları düşünülüyormuş. Ancak unutulmaması gereken konu ise çocuklara büyük harfle yazı yazmayı öğretmemekmiş. Çünkü elyazısı öğrenmesi gereken çocuğun, önce büyük harf yazmayı öğrenmesi el yazısı yazmasını zorlaştırıyormuş.
Yazı yazmayı da eğlenceli hale getirmek önemli. Yazmayı öğrenirken kalem kağıt yerine kullanılacak bir çok çeşitli malzeme var. Örneğin kum, un, şeker gibi toz maddeleri büyük bir tepsiye koyup, çocuğunuzun elleriyle şekiller ya da harfler yapmasını sağlayabilirsiniz.
Daha önceki sunumla tekrar eden konular olsa da biz velileri yönlendirmesi açısından bunların çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

2 Ocak 2014 Perşembe

Ada'ya tuvalet eğitimi III

Yazın Ada 2 yaşında diye düşünerek tuvalet eğitimine başlamıştım ama çok başarılı olmamıştı. Ada, tuvalete oturmak istemedi, oturursa da tuvaletini yapmak istemedi. Çok da uğraşmadım aslında, 2 gün sonunda pes ettim ve kış mevsimine bıraktım bu eğitimi.
Şubat ayında okulları 2 hafta tatil olacak o zaman başlarım diye düşündüm. Ancak, Ada 2 haftalık noel tatiline girerken öğretmeninin bize verdiği bilgiye göre okullar açılınca tüm sınıfa tuvalet eğitimi vermeye başlayacaklardı. Tuvalet eğitimi benim korkulu rüyamdı. Bu bilgiyi alınca elim ayağım dolandı, ne yapacağımı bilemedim. Hemen gidip lazımlık aldım ve işe koyuldum. İlk 1.5 gün tam bir felaketti. Ama sonra bir şey oldu, yeni yılın gelmesiyle sanki sihirli bir değnek değdi ve Ada çişini söylemeye başladı. Yani bana yeni yıl hediyesi verdi. Bugün 4. gün şimdilik çişle ilgili sorun yok ama tabi bir de kaka mevzusu var, onu daha çözemedik. Umarım en kısa zamanda bu sorun da çözülür. Sonsuza kadar içinde saklayacak değil ya :)