15 Haziran 2018 Cuma

Bol kahkahalı bayramlar


Yurt dışında yaşamanın getirdiği en zor noktalardan bir tanesi de gelenekleri yaşatabilmek.

Bunun için biz ebeveynlere çok büyük bir iş düşüyor.

Geçen sene eşimle çocuklara el öptürüp, bayramda harçlık verecektik. Açıkçası kendim el öpmeyi ve öptürmeyi sevmem. Ama bu bizim geleneklerimizde olan bir ritüel ve çocuklarım da bunu öğrensin istiyorum. Aynı zamanda bayramda harçlık alırlarsa istedikleri oyuncaklar için para biriktirme imkanları da olabilir.  J

Geçtiğimiz yıl iyi kötü el öptürmeyi öğretmiştik. Ama aradan neredeyse bir yıl geçti. Bugün sabah eşim, kızımdan elini öpüp, bayramını kutlamasını istedi. Kızım, eşimin elini öptü öpmesine ama alnına götürme kısmını unuttu. Eşim de kızıma nasıl öpeceğini tekrar hatırlatmak içi kızımın elini öptü ve kızımın elini alnına koydu. Aynı her zaman büyüklerimize yaptığımız gibi.

Sıra kızıma geldiğinde, kızım babasının elini öptü ve babasının elini, yine babasının alnına koydu J

Kızıma yanlış yaptığını anlatmaya çalışsak da pek başarılı olamadık.

Bu sefer oğlum yapmak istedi, o da aynısını yaptı, bu sefer benim elimi, yine benim alnıma koydu J

Eşim ve ben kahkahalara boğulduk tabiki de...

Sanırım gelenekleri öğretmek konusunda çok da başarılı bir aile olamadık L

Neyse önümüzde 3 gün var öğrenmeleri için. Onlara ödev verdik, araştırıp, doğru şekilde öpmeyi öğrendikten sonra bayram harçlıklarına kavuşabilecekler.

 

Umarım siz de bizim gibi bayramınıza kahkahalarla başlamışsınızdır ve kahkahalarla devam edersiniz.

Hepinize iyi bayramlar.

 

 

2 Haziran 2018 Cumartesi

Hayatımızdaki yenilikler

Bu aralar hayatımızda ufak değişiklikler olmaya başladı. Mesela ben ocak ayında işe başladım. Uzun zamandır çalışmak istiyordum ama ya istediğim gibi bir iş olmuyordu ya da ben kararsızlık yaşıuordım evle iş arasında seçim yapmakta. Ama çok sevdiğim bir arkadaşım bama seçim yapma imkanı vermeden beni çalıştığı şirketteki açık bir pozisyona tavsiye etmiş. Çok hızlı görüşmeler oldu ve beklemediğim bir anda ile başladım. Hayatım biraz zorlaştı ama bir o kadar da güzelleşti. Çalışmak beni daha canlı tutuyor. Kendime daha fazla güvenim geldi. Çocuklarım için çok kolay değil belki ama zamanla olar da bu tempoya ayak uydurdular.
Bu sırada aklımızdan geçen okul değiştirme fikri de gündemdeydi. Önceleri hayatlarında bir değilikliğe daha ihtiyaçları yok diye düşünürken, daha sonra olmuşken bu da olsun diye düşünüp önümüzdeki öğretim yılı için okullarını değiştirdik. 
Şimdi bu kadar değişiklikle bakalım nasıl baş edebileceğiz diye düşünüyoruz. Umarım önümüzdeki dönem okula başlarlarken endişeli olmazlar ve hızlıca adapte olurlar. Aynı benim işe olduğum gibi. 

22 Mart 2018 Perşembe

Dünyanın en zor mesleği

Dünyadaki en zor mesleğin annelik olduğunu biliyorsunuzdur. Ama benim bunu anlamam daha çok yeni. Anneliğin en zor zamanlarının çocuk sahibi olunan ilk zamanlar olduğunu sanmıştım. Uykusuz geceler, bebeğin ağlamalarına anlam verememek anneliğin en zor yanı olduğunu sanıyordum. Meğer ne kadar yanılmışım. İkinci bebeğim dünyaya geldiği sırada bir sabah çenem tamamen kilitlenmiş olarak uyanmıştım. Dişçiye gittim ve bana geceleri dişlerimi sıktığımı söyledi. İnkar ettim, ben sıkmam dişlerimi, niye sıkayım ki dedim. Daha sonra çene cerrahı olan eşimin çok yakın bir arkadaşı, hayatının en zor dönemlerinden birini yaşıyorsun, dişlerini sıkman çok normal demişti. Şimdi o günlere bakınca pek derdim tasam yokmuş, uykusuzluk dışında diye düşünüyorum.
Hep derler ya " bugünler iyi günlerin" diye. Eminim bu günlerim de iyi günlerimdir. Çocuk büyüdükçe, çocuklu hayatın zorlaştığını her geçen gün daha iyi anlıyorum. Büyüyüp sohbet edelim diye beklediğim çocuklarım, şimdi okullu oldu. Ama okulla birlikte problemler de arttı. Şimdi her tür bilgiye ulaşmak mümkün ve hepimiz çok şey biliyoruz maalesef. Halbuki eskiden tembel çocuk diye bir kavram vardı, dikkat eksikliği olan çocuk değil; yaramaz çocuk vardı, hiper aktif çocuk değil. Bizim ailelerimiz bizi olduğumuz gibi kabul ederdi. Biz ise beklentilerimiz o kadar yüksek tutuyoruz ki, çocuklarımız o beklentileri karşılayamadığı zaman hep birlikte mutsuzluğa sürükleniyoruz.
Halbuki onları olduğu gibi kabullenmek ne büyük mutluluk ve rahatlık herkes için. Bulunduğumuz anın tadını çıkarmak oldukça zor oluyor bu devirde. Keşke endişesiz, korkusuz yaşayabilsek bulunduğumuz anı. Bazen geriye dönüp baktığımzda çocuksuz günlerimdeki tasaların ne kadar yersiz ve boş olduğunu anlıyorum. Bir arkadaşım uykusuzluk sorunları yaşıyor uzun zamandır. Ona bu sıkıntının ne zaman başladığını sorduğumda, çocuklarım doğduğunda dedi. Yani hiç birimiz yalnız değiliz. Hepimiz aslında aynı duygular içindeyiz. Nasıl bir hormonsa bu annelik hormonu, insanı alt üst ediyor. Artık daha rahat olmanın hayalini kuruyorum ama daha bunun ergenliği de var :)

6 Ekim 2017 Cuma

İçimdeki çocuk

Genellikle kendime çok acımasız davranırım. Bu nedenle de ne kendi anneliğimi ne de kendimi beğenirim. Eşimin deyimiyle alçakgönüllü olayım derken kendime haksızlık ediyorum.
Haklı olduğu bir gerçek. Çoğu zaman yaptığım hiç bir şeyi yeterli bulmam.
Ancak bir şeyi farkettim. Çocuklarım büyüdükçe onlarla artık oynamıyorum. Bana ihtiyaçları olmadığını, kendi odalarında mutlu olduklarını düşünüyordum.
Geçtiğimiz günlerde odalarına bir halı aldık. Hani şu üzerinde araba yolu olan basit Ikea halılardan.
Yere serdiğimizde, ben de yanlarına oturdum. Birlikte halının üzerine arabalar koyduk ve oyun oynamaya başladık. O gün, bu kısacık aktiviteden inanılmaz keyif aldık hep birlikte.
İlerleyen günlerde bir gün oğlum, okuldan ödev olarak bir şiir kitabı getirdi. Her gün bir kitap okuması zorunlu, bu da o günün ödeviydi. Ama oğlum, bu kitabı çok isteyerek okumuyordu. Salondaki kanepeye ayaklarımı uzatarak oturdum, oğluma da kitabı alıp yanıma gelip okumasını söyledim. Birlikte battaniyenin altına girip kitabı okumaya başladık. Gerçekten de çok eğlenceli bir kitap değildi ama biz şakalaşarak, kahkahalarla sıcacık battaniyenin altında kitabımızı okuduk. Tahminimizden çok daha fazla eğlendik.
O gün farkettim ki aslında içimdeki çocuğu uykuya yatırmışım ve çocuklarıma karşı bir süredir ciddi bir anne olmuşum. Şimdi yavaş yavaş bu çocuk uyanmaya başladı. İçimdeki çocuk ve yanımdaki iki harika çocukla birlikte artık Maşa ve Koca Ayı izleyip, halının üzerinde araba gezdirip, ciddi kitapları kahkalarla okuyup, yaşadığım hayatı başka bir boyuta taşıyorum. Artık daha az ciddiyet ve bol kahkaya yer açıyorum hayatımda. Çünkü çocuklarım büyüyor ve benimle oynayacakları sadece bir kaç yılları daha var. Bu yılları da kaçırmak istemiyorum.
En güzeli de oğlumun gelip bana, "sen çok komik ve eğlenceli bir annesin" demesi oldu. Bu motivasyonla elimden geldiğince çocuklarımı eğlendirmeye devam edeceğim.

14 Eylül 2017 Perşembe

Ergenlikte ne yapacağım?

6 yaşındaki kızım, biraz inatçı ve zor bir karaktere sahip. Ama bu okul döneminde biraz daha akıllı, uslu davranmaya başladı. Ancak bazen çok bilmiş bilmiş konuşabiliyor. Hatta bu konuşma şekli ve davranışları büyüdüğünde de devam ederse ne yapacağım diye sık sık tasalanıyordum.
Bizim oğlan da tam tersine, sakin bir çocuk. Damarına basılmadığı sürece sıkıntı yaratmaz.

Geçtiğimiz gün kızım okuldan geldi, söylediğim her şeye kızıyor, bağırıyor. Bir kaç defa uyardım, yine de bağırmaya devam etti. Bu sefer o bağırdıkça, benim de sesim yükselmeye başladı. En sonunda sen yorgunsun biraz deyip, sakinleştirmeye çalıştım. Aradan bir süre geçti, yine bağırmaya başladı bana.
Bu sefer artık yüzüm nasıl bir hal aldıysa bilmiyorum, yanımda geldi ve dedi ki " küşüsel algılama, çok yorgunum, onun için bağırıp duruyorum."
Şimdi güler misin ağlar mısın....

1 Eylül 2017 Cuma

Mutlu Bayramlar

Yurt dışında olmanın en zor yanlarından biri kendi bayram ve özel günlerinizin anlamınlarını yitirmesi maalesef. İki gün önce Zafer Bayramı'mızı kutladık, bugün de Kurban Bayramı ama tabiki burada kimseye bir anlam ifade etmeyen iki günden bahsediyoruz. Yurt dışında olunca haliyle, yaşadığınız ülkenin bayramlarına ve kutlamalarına katılıyorsunuz ama tabiki kendi kültürünüzden uzak olan bugünler, çoğu zaman sizin için bir şey ifade etmiyor. Örneğin noel kutlamaları burada ne kadar şenlikli, renkli ve ışıklı olsa da 25 Aralık günü aslında bize bir şey ifade etmemekte. 

İstanbul'da yaşarken en güzel bayramları, küçük bir site içinde olan evimizde kutlardık. Sanki eski bayramları yaşatırcasına bizden yaşça büyük komşularımızın kapısını çalar - ya da bahçesine atlar - bayramlarını kutlardık. Hatta Ege bir yaşlarındaydı, amcası ona kravatlı bir takım elbise almıştı. Bir bayram günü o takım elbiseyi giydirip komşu ziyaretleri yapmıştık. Hepimiz için unutulmaz anılar olmuştu bu günler. Bugün ise bizim için herhangi bir cuma gününden daha farklı değil. Sabah eşim işe, çocuklar okula gitti, ben günlük işlerimi hallettim. Sonuçta yine akşam olacak, aynı şekilde günümüz geçecek ve gidecek. 

Biraz önce büyüklerimi arayıp bayramlarını kutladım. En güzeli de tüm çocukları, torunları yanında olan halam ve eniştemle konuşmaktı. Yaşadıkları mutluluk yüzlerinden okunuyordu. Bayramın en güzel şekli de bu şekilde kutlananı herhalde.
Allah hepimize o günleri göstersin, çocuklarımızın büyüdüğünü, torunlarımızın olduğunu görelim. 

Bu vesileyle de hepimizin bayramı kutlu olsun. Türkiye'de de olsanız, yurtdışında da olsanız, bayram hissini yaşamak bile yeter. 
Sevgiyler.....

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Tatil bitti

Artık tatil bitti, biz de döndük kürkçü dükkanımıza. En son yazımda Hoşçakal Sezonu'ndan bahsetmiştim. Şimdi ise " Hoşgeldin Sezonu". Çocuklarımın okuluna bir çok yeni başlayan var. Yine her ülkeden onlarca, yeni çocuk geldi okullarına. Bizimkiler çok heyecanlı yeni okul döneminde. Umarım bu heyecanlarını kaybetmezler. Ben ise yine aynı rutine döndüm, sanki hiç tatile gitmemiş gibi. 
Bu tatil dönüşünde yine epostama Macaristan'a taşınma hakkında sorular içeren postalar gelmiş. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Bundan da çok keyif alıyorum. 
Ancak farkettiğim üzücü nokta ise, gittikçe bu maillerin sayısının artması. Ülkemizden ayrılmak isteyen kişilerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Hatta tatilde, Türkiye'de konuştuğum kişiler de, güzelim ülkemizden ayrılmanın yollarını aramakta. Ülkemiz gerçekten çok güzel ama yaşaması, özellikle büyük şehirlerde, gittikçe zorlaşmaya başlamış. İnsanların birbirlerine sabırları kalmamış. Her geçen gün bu sabırsızlık da artmakta. Her sene gittiğimde biraz daha karışık, biraz daha kötü bir görüntüyle karşılaşıyorum. Karamsarlık artmakta. 
Umarım artık birileri buna son vermek için bir girişimde bulunur. Yoksa dönüşü olmayan bir yola girilmekte.