22 Mart 2018 Perşembe

Dünyanın en zor mesleği

Dünyadaki en zor mesleğin annelik olduğunu biliyorsunuzdur. Ama benim bunu anlamam daha çok yeni. Anneliğin en zor zamanlarının çocuk sahibi olunan ilk zamanlar olduğunu sanmıştım. Uykusuz geceler, bebeğin ağlamalarına anlam verememek anneliğin en zor yanı olduğunu sanıyordum. Meğer ne kadar yanılmışım. İkinci bebeğim dünyaya geldiği sırada bir sabah çenem tamamen kilitlenmiş olarak uyanmıştım. Dişçiye gittim ve bana geceleri dişlerimi sıktığımı söyledi. İnkar ettim, ben sıkmam dişlerimi, niye sıkayım ki dedim. Daha sonra çene cerrahı olan eşimin çok yakın bir arkadaşı, hayatının en zor dönemlerinden birini yaşıyorsun, dişlerini sıkman çok normal demişti. Şimdi o günlere bakınca pek derdim tasam yokmuş, uykusuzluk dışında diye düşünüyorum.
Hep derler ya " bugünler iyi günlerin" diye. Eminim bu günlerim de iyi günlerimdir. Çocuk büyüdükçe, çocuklu hayatın zorlaştığını her geçen gün daha iyi anlıyorum. Büyüyüp sohbet edelim diye beklediğim çocuklarım, şimdi okullu oldu. Ama okulla birlikte problemler de arttı. Şimdi her tür bilgiye ulaşmak mümkün ve hepimiz çok şey biliyoruz maalesef. Halbuki eskiden tembel çocuk diye bir kavram vardı, dikkat eksikliği olan çocuk değil; yaramaz çocuk vardı, hiper aktif çocuk değil. Bizim ailelerimiz bizi olduğumuz gibi kabul ederdi. Biz ise beklentilerimiz o kadar yüksek tutuyoruz ki, çocuklarımız o beklentileri karşılayamadığı zaman hep birlikte mutsuzluğa sürükleniyoruz.
Halbuki onları olduğu gibi kabullenmek ne büyük mutluluk ve rahatlık herkes için. Bulunduğumuz anın tadını çıkarmak oldukça zor oluyor bu devirde. Keşke endişesiz, korkusuz yaşayabilsek bulunduğumuz anı. Bazen geriye dönüp baktığımzda çocuksuz günlerimdeki tasaların ne kadar yersiz ve boş olduğunu anlıyorum. Bir arkadaşım uykusuzluk sorunları yaşıyor uzun zamandır. Ona bu sıkıntının ne zaman başladığını sorduğumda, çocuklarım doğduğunda dedi. Yani hiç birimiz yalnız değiliz. Hepimiz aslında aynı duygular içindeyiz. Nasıl bir hormonsa bu annelik hormonu, insanı alt üst ediyor. Artık daha rahat olmanın hayalini kuruyorum ama daha bunun ergenliği de var :)

6 Ekim 2017 Cuma

İçimdeki çocuk

Genellikle kendime çok acımasız davranırım. Bu nedenle de ne kendi anneliğimi ne de kendimi beğenirim. Eşimin deyimiyle alçakgönüllü olayım derken kendime haksızlık ediyorum.
Haklı olduğu bir gerçek. Çoğu zaman yaptığım hiç bir şeyi yeterli bulmam.
Ancak bir şeyi farkettim. Çocuklarım büyüdükçe onlarla artık oynamıyorum. Bana ihtiyaçları olmadığını, kendi odalarında mutlu olduklarını düşünüyordum.
Geçtiğimiz günlerde odalarına bir halı aldık. Hani şu üzerinde araba yolu olan basit Ikea halılardan.
Yere serdiğimizde, ben de yanlarına oturdum. Birlikte halının üzerine arabalar koyduk ve oyun oynamaya başladık. O gün, bu kısacık aktiviteden inanılmaz keyif aldık hep birlikte.
İlerleyen günlerde bir gün oğlum, okuldan ödev olarak bir şiir kitabı getirdi. Her gün bir kitap okuması zorunlu, bu da o günün ödeviydi. Ama oğlum, bu kitabı çok isteyerek okumuyordu. Salondaki kanepeye ayaklarımı uzatarak oturdum, oğluma da kitabı alıp yanıma gelip okumasını söyledim. Birlikte battaniyenin altına girip kitabı okumaya başladık. Gerçekten de çok eğlenceli bir kitap değildi ama biz şakalaşarak, kahkahalarla sıcacık battaniyenin altında kitabımızı okuduk. Tahminimizden çok daha fazla eğlendik.
O gün farkettim ki aslında içimdeki çocuğu uykuya yatırmışım ve çocuklarıma karşı bir süredir ciddi bir anne olmuşum. Şimdi yavaş yavaş bu çocuk uyanmaya başladı. İçimdeki çocuk ve yanımdaki iki harika çocukla birlikte artık Maşa ve Koca Ayı izleyip, halının üzerinde araba gezdirip, ciddi kitapları kahkalarla okuyup, yaşadığım hayatı başka bir boyuta taşıyorum. Artık daha az ciddiyet ve bol kahkaya yer açıyorum hayatımda. Çünkü çocuklarım büyüyor ve benimle oynayacakları sadece bir kaç yılları daha var. Bu yılları da kaçırmak istemiyorum.
En güzeli de oğlumun gelip bana, "sen çok komik ve eğlenceli bir annesin" demesi oldu. Bu motivasyonla elimden geldiğince çocuklarımı eğlendirmeye devam edeceğim.

14 Eylül 2017 Perşembe

Ergenlikte ne yapacağım?

6 yaşındaki kızım, biraz inatçı ve zor bir karaktere sahip. Ama bu okul döneminde biraz daha akıllı, uslu davranmaya başladı. Ancak bazen çok bilmiş bilmiş konuşabiliyor. Hatta bu konuşma şekli ve davranışları büyüdüğünde de devam ederse ne yapacağım diye sık sık tasalanıyordum.
Bizim oğlan da tam tersine, sakin bir çocuk. Damarına basılmadığı sürece sıkıntı yaratmaz.

Geçtiğimiz gün kızım okuldan geldi, söylediğim her şeye kızıyor, bağırıyor. Bir kaç defa uyardım, yine de bağırmaya devam etti. Bu sefer o bağırdıkça, benim de sesim yükselmeye başladı. En sonunda sen yorgunsun biraz deyip, sakinleştirmeye çalıştım. Aradan bir süre geçti, yine bağırmaya başladı bana.
Bu sefer artık yüzüm nasıl bir hal aldıysa bilmiyorum, yanımda geldi ve dedi ki " küşüsel algılama, çok yorgunum, onun için bağırıp duruyorum."
Şimdi güler misin ağlar mısın....

1 Eylül 2017 Cuma

Mutlu Bayramlar

Yurt dışında olmanın en zor yanlarından biri kendi bayram ve özel günlerinizin anlamınlarını yitirmesi maalesef. İki gün önce Zafer Bayramı'mızı kutladık, bugün de Kurban Bayramı ama tabiki burada kimseye bir anlam ifade etmeyen iki günden bahsediyoruz. Yurt dışında olunca haliyle, yaşadığınız ülkenin bayramlarına ve kutlamalarına katılıyorsunuz ama tabiki kendi kültürünüzden uzak olan bugünler, çoğu zaman sizin için bir şey ifade etmiyor. Örneğin noel kutlamaları burada ne kadar şenlikli, renkli ve ışıklı olsa da 25 Aralık günü aslında bize bir şey ifade etmemekte. 

İstanbul'da yaşarken en güzel bayramları, küçük bir site içinde olan evimizde kutlardık. Sanki eski bayramları yaşatırcasına bizden yaşça büyük komşularımızın kapısını çalar - ya da bahçesine atlar - bayramlarını kutlardık. Hatta Ege bir yaşlarındaydı, amcası ona kravatlı bir takım elbise almıştı. Bir bayram günü o takım elbiseyi giydirip komşu ziyaretleri yapmıştık. Hepimiz için unutulmaz anılar olmuştu bu günler. Bugün ise bizim için herhangi bir cuma gününden daha farklı değil. Sabah eşim işe, çocuklar okula gitti, ben günlük işlerimi hallettim. Sonuçta yine akşam olacak, aynı şekilde günümüz geçecek ve gidecek. 

Biraz önce büyüklerimi arayıp bayramlarını kutladım. En güzeli de tüm çocukları, torunları yanında olan halam ve eniştemle konuşmaktı. Yaşadıkları mutluluk yüzlerinden okunuyordu. Bayramın en güzel şekli de bu şekilde kutlananı herhalde.
Allah hepimize o günleri göstersin, çocuklarımızın büyüdüğünü, torunlarımızın olduğunu görelim. 

Bu vesileyle de hepimizin bayramı kutlu olsun. Türkiye'de de olsanız, yurtdışında da olsanız, bayram hissini yaşamak bile yeter. 
Sevgiyler.....

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Tatil bitti

Artık tatil bitti, biz de döndük kürkçü dükkanımıza. En son yazımda Hoşçakal Sezonu'ndan bahsetmiştim. Şimdi ise " Hoşgeldin Sezonu". Çocuklarımın okuluna bir çok yeni başlayan var. Yine her ülkeden onlarca, yeni çocuk geldi okullarına. Bizimkiler çok heyecanlı yeni okul döneminde. Umarım bu heyecanlarını kaybetmezler. Ben ise yine aynı rutine döndüm, sanki hiç tatile gitmemiş gibi. 
Bu tatil dönüşünde yine epostama Macaristan'a taşınma hakkında sorular içeren postalar gelmiş. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Bundan da çok keyif alıyorum. 
Ancak farkettiğim üzücü nokta ise, gittikçe bu maillerin sayısının artması. Ülkemizden ayrılmak isteyen kişilerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Hatta tatilde, Türkiye'de konuştuğum kişiler de, güzelim ülkemizden ayrılmanın yollarını aramakta. Ülkemiz gerçekten çok güzel ama yaşaması, özellikle büyük şehirlerde, gittikçe zorlaşmaya başlamış. İnsanların birbirlerine sabırları kalmamış. Her geçen gün bu sabırsızlık da artmakta. Her sene gittiğimde biraz daha karışık, biraz daha kötü bir görüntüyle karşılaşıyorum. Karamsarlık artmakta. 
Umarım artık birileri buna son vermek için bir girişimde bulunur. Yoksa dönüşü olmayan bir yola girilmekte. 

16 Haziran 2017 Cuma

Hoşçakal sezonu / Farewell month

Yurt dışında expat olarak yaşamanın en zor yanı, çok sevdiğiniz insanlara hoşçakal demek. Genelde expat olarak gelen aileler, 2-3 yıl sonra yeni görev yerlerine gönderiliyorlar. İşte bu da hoşçakal deme zamanının geldiğini gösteriyor. Bu hoşçakallar genelde haziran ayında oluyor, tabiki de nedeni okulun son ayı olması.
Haziran ayı içerisinde o kadar çok hoşçakal partisi oluyor ki, hangi birine katılacağınızı, programınızı nasıl ayarlayacağınızı bilemiyorsunuz ama en zoru da tabiki de sevdiğiniz insanlara hoşçakal demek.
Biz büyükler için bu ne kadar zorsa, çocuklar için iki katı zor. Nasılsa başka arkadaşları var deyip, geçiştirilecek kadar kolay bir süreç değil. Geçen sene oğlumun çok sevdiği iki arkadaşı ayrıldı. Ege, hala o iki arkadaşını ne kadar çok sevdiğini anlatıp durur. Gerçekten de çok severdi ama nasılsa geçer ya da unutur deyip, üstünü kapatamıyorsunuz. İçlerinde bir yerde özlem kalıyor.
Bugün, ben de çok sevdiğim bir arkadaşıma hoşçakal dedim. Evet bu sık sık başımıza gelen bir durum ama yine de gözlerimizin yaşarmasına, keşke daha çok zaman geçirseydik dememize engel olmuyor.
Hele bir de okulda yapılan ayrılan çocuklara hoşçakal seremonisi var ki çok duygusal anların yaşandığı bir gösteri.
Geçen sene, yukarıda bahsettiğim iki çocuğun ve benim de annesiyle çok samimi olduğum başka bir çocuğun ayrılış seremonisini izlemeye gitmiştim. Hüngür hüngür ağlamaya başladım, yanımda oturan bir veli, bana eğildi ve siz de mi ayrılıyorsunuz diye sordu? :) Benim ayrılmadığımı bilen herkes gülmeye başladı. Evet ayrılmıyorsunuz belki ama en zoru kalan olmak, hoşçakal diyen olmak. Giden, yeni hayatının derdinde olduğu için farkında değil, ama kalan için işler daha zor.
Giden herkese iyi şanslar diliyorum.

Scroll down for English!!



Saying goodbye is the hardest thing in an expat life. Usually expat families have 2-3 years contract and after these years, they are assigned to their new locations. And June is the month of the farewells.
There are too many farewell parties and you should reschedule your agenda for these parties because you don't want to miss to last chance to say goodbye to your good friends. These days are tough for adults but are not as tough as for children. Even if they have too many friends in the school, they always remember their friends who left. They never stop missing their friends.

Today I also said goodbye one of my friend. We should get used to say goodbye but it doesn't work like that. It is always hard to say goodbye without tears.
Besides there is a leavers assembly in the school. This is the most emotional ceremony. Last year, Ege's friends and one of my best friend and her daughter were leaving and I went to watch this assembly. I started crying and one of the parent asked me that would I leave and everybody, who knew that I wouldn't, started laughing, because I was crying much more than the leavers. Unfortunately the hardest thing is to be the one who is saying goodbye. The leavers don't realize, since they are excited for their new journey, but it is so hard for the people who stay behind them.

Wishing you luck to all my leaving friends, you will be missed.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Deniz kokusu

Geçtiğimiz hafta, pazartesi günün tatil olmasını fırsat bilerek, ufak bir seyahate çıktık. Macaristan küçük bir ülke olduğu için, komşu ülkeler arasında araçla seyahat de çok uzun sürmüyor. Biz de bu fırsattan yararlanıp, Slovenya'da ve İtalya'da birer gece kalabileceğimiz mini turumuza çıktık. Slovenya'da kaldığımız yer ile İtalya'nın Trieste kentinin arası sadece yarım saatlik bir mesafe. Slovenya'da güzel bir gün geçirdikten sonra, ertesi gün İtalya'ya gittik. Akşam üstü Trieste şehrine vardığımızda deniz kenarına doğru yürüyüşe çıktık. Ada, yürüken bir ara şöyle dedi: "Anne denize çok yaklaştık, kokusunu alıyorum." O bahsettiği kokuyu ben de alabiliyordum ve hatta o kokuya yaklaştıkça içimdeki çocuk, zıp zıp zıplıyordu. Çünkü o koku çocukluğumun kokusuydu, o koku gençliğimin kokusuydu, o koku beni çok mutlu eden bir kokuydu. Farkına vardım ki, çocuklarım da o kokuyu hissediyorlar ve mutlu oluyorlardı. Bu yüzden isimlerini denizden aldılar, bu yüzden onlar Ege ve Ada. Bazı arkadaşlarım, denizin olmadığı yerde yaşayamayacaklarını söylerlerdi, bazen ben de onlar gibi düşünürdüm. Ama Budapeşte'ye geldiğim zaman nehrin de manzarasının harika olduğunu farkettim. Ama bu zamana kadar sürekli eksikliğini hissettiğim ama bir türlü adını koyamadığım şeyi işte o gün anladım. Deniz kokusu. Benim ihtiyacım olan tam olarak bu. Yaz tatili geliyor, artık deniz kokusunu bol bol içime çekip, depolama zamanı.