18 Kasım 2014 Salı

Özür dileme

Havalar iyice serinledi, artık yağmurlar da başladı. Oğlum Ege'nin ayakkabıları ve botları küçük gelmeye başlamıştı. Bu hafta sonu Pazar günü, alışverişe gitmeye karar verdik. Alışverişimizi yaptık, bu arada açık hava bir yerdeydik ve hava yağmurluydu. Kapalı alana geçip, yemeklerimizi yedik.
Yemek alanından kızım Ada ile ben önce çıktık. Bu arada bir bey kapıyı bana tuttu ama Ada arkamda kaldı. Kapıyı tutan kişiye teşekkür ettim ama bu arada Ada'nın ağladığını duydum. Arkamı dönüp baktığımda Ada'nın arkadında 5-6 kişinin olduğunu ve bunlardan birinin Ada'nın ayağına basıp ayakkabısını çıkardığını anladım. Ada ise bu kalabalık grubun arasında eğilmiş ayakkabısını almaya çalışıyordu. Yerler ıslak olduğu için Ada'yı hemen kucağıma aldım. Ama bu kalabalık insan grubu durmaya niyetli değildi ve en sonunda" durun!" diye bağırmak zorunda kaldım. Bir anda durdular, ayakkabıyı aldım ve söylenmeye başladım. Gerçi, ben kendi dilimde söylendiğim ve Macarcam söylenecek kadar ilerlemediği için ne dediğimi anlamadılar ama kızgın olduğumun farkındaydılar. Ada da bu arada " ya ayağım ıslansaydı, daha kötü olurdu" diye ağlamaya devam ediyordu.
Daha sonra eşim ve Ege de geldi ve sinirli bir şekilde arabaya bindik. Yolda Ege, bana sorular sormaya başladı bu olay hakkında. Ben de anlattım. Arkasından bana şöyle bir soru sordu, "peki sen şimdi onlara kızdın, ceza verecek misin? " "Hayır" dedim. Bu sefer daha da şaşırdı " ama neden ceza almıyorlar, hem yanlış bir şey yaptılar hem de özür dilemediler". O zaman ne kadar doğru bir şey söylediğini anladım. Biraz sonra bir şey daha sordu, " peki polise söylesek, polis ceza verse?" 
Verecek hiç bir cevabım yoktu. Özür dilemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışırken, karşımıza bu kadar saygısız insanlar çıktıkça, verdiğim emek boşa gidiyor. Ama biz biz olalım, pes etmeyelim ve özür dilemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya devam edelim. 
Not: Ege, polis çağırmaktan bahsettiğinde aklıma geçenlerde sosyal medyada dolaşan bir video geldi. Ege, bunu seyretmemişti ama aynen oğlumun dediği gibi bir cezası vardı yapılan hatanın. 

www.vimeo.com adresinde "Dad teaches daughter to apologise" adıyla aratırsanız bu anlamlı videoyu bulabilirsiniz.

Saygılı günler dilerim.....


24 Eylül 2014 Çarşamba

Buz pateni çalışmaları 2

Geçtiğimiz kış, Ege'yi buz pateni derslerine götürmüştük. Ama ikinci derste ağlayarak çıkmış ve bir daha da gitmek istememişti. Biz de ısrarcı olmadık. Ancak bu sene okul başlayınca, ders programına bir baktık, o da ne, buz pateni dersi zorunlu olarak müfredatlarına eklenmiş. Ege, ilk duyduğunda fazla tepki vermedi, hatta mutlu bile oldu. "Bir kez daha deneyebilirim" dedi ve derse girdi. Akşam eve ağlayarak geldi. "Ben, bir daha buz patenine gitmeyeceğim" diyerek konuyu kapattı. Ertesi hafta ne yapacağımı şaşırdım. Herkes buz patenine giderken, o yalnız kalamayacağına göre mutlaka bir çözüm bulmalıydım. En sonunda kütüphaneden buz pateni ile ilgili kitaplar aldım. Evde Caillou'nun buz pateni öğrendiği bölümü Ege'ye izlettirdim. Sonunda ikinci kez derse gitmeye ikna oldu. Bugün 4. kez gitti ve eve geldiğinde "buz pateni çok keyifliymiş" diyerek mutluluğunu dile getirdi. Ben de onun mutlu olmasına çok sevindim.  Çok önemli olmasa da bir sorunu daha aştığımız için kendimi rahatlamış hissediyorum.

Yeni okul dönemi ve hastalıklar

Okullar burada Ağustos ayın  sonunda başladı ve okula başlamadan iki gün önce Budapeşte'ye geldik. İzmir'den direkt geldiğimiz için nevrimiz döndü. İzmir 40 derece sıcaklıktayken, Budapeşte 20 civarındaydı. İşte tam bu nedenle de hastalıklar peşimizi bırakmadı. Önce ben, sonra Ege, şimdi de Ada. Ege'nin hastalığı tam 3 hafta sürdü ve bizi gerçekten çok yordu. Şimdi ise Ada hasta, umarım Ege'ninki kadar uzun sürmez. Hemen bal, deniz suyu gibi yöntemlere başvurdum, inşallah hemen atlatır bu hastalığı.

20 Temmuz 2014 Pazar

Geniz eti ameliyatı

Uzun zamandır yazamadım. Çünkü kızım Ada'nın geniz eti bebekliğinden beri kocaman olduğu için alınması gerekliydi ve bu operasyon için İstanbul'a geldik. Gelir gelmez ilk işimiz çocuk doktorumuzu ziyaret etmek oldu. Bu ziyaret sırasında hem Ege hem de Ada, ülkemizde yeni uygulanmaya başlanan Meningekok ( menenjit ) aşısını oldular. Hemen arkasından da KBB doktorunu ziyaret ettik. Bu KBB doktorunu ilk ziyaret edişimizdi. Daha önceki KBB kontrollerini İzmir'deki eniştemiz yapıyordu ve geniz eti ameliyatı da onun önerisiydi. İstanbul'daki kontrol için götürdüğümüz KBB doktoru ise, daha şikayetlerimizi bize sormadan Ada'yı muayene edip, bize kızımın 3 yıllık geçmişini falcı gibi anlattı ve hemen ameliyat önerdi. Zaten bu sonuca hazırlıklı olduğumuz için süreci başlattık ve 3 gün sonrası için operasyon gününü belirledik.
Operasyon günü geldi ve tüm hazırlıklar başladı. Anestezi uzmanı geldi ve kızımızın genel durumuyla ilgili bir çok soru sorup çıktı. Ada'ya ameliyat önlüğünü giydirdik, her şey gayet yolundayken, eşimin aklına Ada'nın aşı olduğu geldi ve hemşireye hemen bunun  bilgisini verdi.
Anestezi uzmanı doktor, koşarak geri geldi ve aşının detaylarını öğrendi. Ve tesadüfen aklımıza gelen bu detayla belki de kızımızın hayatını kurtardık. Çünkü aşı yeni yapılmışken, anestezi yapılmaması gerekirmiş. Anestezi altındaki hastanın bağışıklık sistemi yavaşladığı için aşıyla verilen virüsler vücuda saldırıp ilgili aşının hastalığına neden olabilirlermiş veya daha hafifi aşının etkisi yok olabilirmiş. Bunlar, her ne kadar tahmini olgular da olsa, risk almaya değmeyecek bir durum. Sonuç itibarıyla Ada'nın ameliyatı bir hafta ertelendi ve cuma günü yapıldı. Maaşallah çok rahat geçen bu operasyon ardından kızımız sağlığına kavuştu. Bu olaydan da çıkardığımız ders, anestezi uzmanlarının elindeki soruların hastanın sağlığıyla ilgili bilgi almakta yeterli olmadığı ve biz ebeveyn veya hastaların çok daha detaylı bilgi vererek doktorlarla paylaşmaları.
Sağlıkla kalın....












26 Haziran 2014 Perşembe

Sicilya tatili

Sonunda Budapeşte'ye taşındığımızdan beri ailece bir hafta tatile gidebildik. Bu sefer bir tatil köyü ayarladık ve Sicilya'ya gittik.

Sicilya, benim için süprizlerle dolu bir ada değildi doğrusu. İzmir'imden hiç farkı olmayan doğası ve iklimiyle kendimi Çeşme'ye gelmiş gibi hissettim. Tek farkı benim canım İzmir'li hemşehrilerim daha  saygılı ve temiz insanlar.

Sicilya havaalanı hayatımda gördüğüm en pis ve karmaşık havaalanıydı, alanın kapısından çıkar çıkmaz çevrenizi dilenciler sarıyor, tuvaletler, adım atılamayacak kadar kirli.
Diyeceğim o ki, "bi daha da Sicilya'ya gelmem."
Ama ne varki yemekler muhteşemdi. Şu İtalyan mutfağı muhteşem. Sırf hamurişi belki ama yine de adamlar hamuru bile çoook lezzetli yapıyorlar.

Çocuklara gelince, belki de en eğlendikleri tatil bu oldu. Çocuklarım maalesef isimlerinin aksine ( Ege ve Ada) deniz ve havuza çok çok bayılan çocuklar değil. Baba kökenleri Çorum olunca isimleri yanlış olmuş. Ama bu yaz ikisi de beni çoook mutlu etti ve hem havuza, hem denize girdiler. Hoş kızım Ada, son 3 gün alıştı suya ama olsun büyük gelişmeydi. Suya girip, çıkmak istemedi.
Kızımla, baş başa akşamları gösteriler izledik, gerçekten büyüdüğünü anladım. O, müziğe ve dansa, ben de onunla vakit geçirmeye bayılıyorum. Oğlum da babasıyla odada dinlenmeyi tercih etti. (Daha doğrusu o kadar yorgun oluyordu ki, akşamları sızıyordu, babamız da onu yatırmaya gidiyordu)
Böylece adayı doğru düzgün gezemedim ama olsun....

Yaşasın tatil, teşekkürler Sicilya. Sayende çocuklarım suya alıştı. Bekle bizi İzmir geliyorrruuuzzzz!!!!!!

4 Haziran 2014 Çarşamba

4-5 yaş erkek çocukları

Daha önce oğlum Ege'nin bu aralar çok agresifleştiğini ve söz dinlemediğini anlatmıştım. Bu yaramazlıklar okulda da olmaya başlayınca sorunlar arttı. Okuldan hiç bir uyarı gelmese de, Ege, okuldan gelince bana "thinking time" dedikleri düşünme cezası aldığından bahsetti. Bir hafta boyunca her gün ceza almış. Ben de bu durumda öğretmeniyle konuşmanın daha doğru olacağını düşündüm. Öğretmeniyle konuştuğumda sinirlerim o kadar bozulmuştu ki artık göz yaşlarımı tutamıyordum. Benim dünya tatlısı oğlum, bir canavara dönüşmek üzereydi. Sınıfta bir şeylere kızdığında kendini yerden yere atan, binbir türlü şımarıklıkla sınıftaki çocukları bile canından bezdiren bir çocuk olmuştu. Ama, bunlardan bana öğretmeni hiç bahsetmemişti ve ben sormasam bahsetmeyecekti de. Hatta ağladığımı görünce beni yatıştırmaya çalışıp bu davranışların çok normal olduğunu söyledi. İşte bu noktada bir kaç ay öncesine kadar sakin ve uslu olan oğlumun, şimdi böyle davranmasını nasıl normal bulduğunu anlamamıştım. Eğer ben sormasam, bana bunları anlatmayacağını ve daha önce karşılaşmadığı yeni bir durum olmadığını söyledi ve ekledi. 4-5 yaş arasındaki erkek çocuklarının tetosteron hormonları aynı ergenlikte gibi artarmış. Bu yaş grubunda yaklaşık 3 katına çıkarmış. Bu biyolojik değişim de, erkek çocuklarının daha agresif olmasına, duyduğu kaba sözleri daha sık kullanmasına ve silah, kılıç gibi oyuncaklara daha fazla ilgi göstermesine neden olurmuş. Ege de aynı bu şekilde davranıyor. Daha önce ilgi duymadığı silah ve kılıçlara ilgi gösteriyor. Daha önce hiç izlemediği halde Ben Ten, Transformers gibi çizgi filmlerden bahsediyor. Star Wars filminin en büyük hayranı oldu. Şimdi artık davranışlarının nedenini öğrendiğime göre, yapmam gereken daha fazla sabır göstermek olacak.
İlgilenenler için de bu konuyla ilgili bazı linkler ekliyorum. Ancak maalesef  linkler İngilizce, Türkçe çok fazla kaynak yok bu konuyla ilgili. 

3 Haziran 2014 Salı

Doğum günü pastası yapmak

Ege için doğum günü partisi organize etmeye çalıştığımı daha önce paylaşmıştım. Parti günü yaklaştıkça Ege'nin istekleri de değişti. Pastayı kendim yapmayı planlıyordum ama parti gününden 3 gün önce Star Wars pastası istediğine karar verdi ama bu istek, benim boyumu aştı. Pastayı kendim yapar üzerine bir kaç oyuncak koyarım diye planlarken, bana "Leo'nun pastası gibi istiyorum" dedi. Bu bahsettiği pasta, profesyonel bir pastacının elnden çıkmış iki katlı, şeker hamuru kaplı ve muhteşem bir pastaydı. Tabiki bu kadar kısa zamanda, bu tip pastayı hazırlayacak birini bulmam imkansızdı.
Budapeşte'nin bildiğim en iyi pastanesi de Star Wars pastası yapmıyordu. Sonuçta iş başa düştü. İngiliz bir arkadaşım "Icing" kullanarak çok güzel pasta yaptığını anlattı. Ama bu "icing" de ne ki?!!
Bana tarif etti, nereden satın aldığını, nasıl yaptığını anlattı. Ben de almaya karar verdim. Bir sabah saat 9.00'da evden çıkıp pasta dekorasyon malzemesi satan dükkanları gezmeye başladım. Şu "icing" denilen şeyi yapması bana hiç de kolay gelmedi. Sonra belki pastaya resim basarlar diye düşündüm. Ama doğum günü partisi pazar olacak ve bu dükkanlar hafta sonu çalışmıyorlar.
Derken saat 13.00'e kadar gezdim. Eve dönerken elimde şeker hamuru gibi olan badem ezmesi hamuru, pasta kesme bıçağı, bir kaç oyuncak Star Wars figürü ( yenilebilenleri yoktu, oyuncakçıdan aldım) ve pasta düzeltme spatulası vardı.
Ama bunlarla ne yapacağımı bilmiyordum. Perşembe gününden itibaren uykularım kaçmaya başladı, ya pasta olmazsa ya tutturamazsam diye.

Ve cumartesi günü geldi. Tarifleri okumaya başladım, bir tanesini uygulamaya karar verdim ama ilk dakikada daha krem şantiyi tutturamadım. Markete gidip yenilerini aldım, umutsuzca pastayı yapmaya koyuldum. Artık ellerim titriyordu heyecandan. Keki 3 katlı olacaktı, you tube'da çok rahat pasta kesme bıçağıyla kesiyorlardı ama ben başaramadım ve yadigar ekmek bıçağına geri döndüm. Her şey kötü gidiyordu, kalbim pat pat atıyordu ya olmazsa diye ama sonunda işte bu ortaya çıktı.



Sanırım, çok kötü olmadı. Ama Ege'nin mutluluğu ve gülümsemesi görülmeye değerdi.