16 Haziran 2016 Perşembe

Çocuklar ve hissettikleri

Uzun zamandır yazı yazmıyorum ama sürekli aklımda bir şeyler var yazmak istediğim. Bugün artık yazmam gerektiğini hissettim. 
Artık çocuklarım büyüdü, kızım 5, oğlum da neredeyse 7 yaşına geldi. Artık tam olarak dediğimi anlayan, ne hissettiğimi yüzümden okuyan çocuklarım var. 
Ancak hala zaman zaman ses yükselmeleri ve birbirimize kızmalar oluyor hayatımızda. Geçtiğimiz günlerin birinde, oğlum bana kitap okuyordu. Her gün bir kitap ödev olarak okuldan eve gönderiliyor ve o da bana bunları okuyor. Fakat o gün kitap okumaya çok istekli değildi. Yine de geldi yanıma ve okumaya başladı ama isteksiz olduğu için düzgün okuyamadı. Ben de okumayı istediğin zaman gel çünkü şimdi okuyamıyorsun diye çıkıştım. Ardından yemeği hazırladım ve masaya oturduk. Tam yemeğin ortasında bana "anne kızdığın zaman kendimi yalnız hissediyorum" dedi. Aslında bizim için  çok fazla önemli olmayan ya da önemli olmadığını düşündüğümüz bir söz veya azar, karşı tarafta onarılması güç yaralara yol açıyor. Biraz daha dikkatli olsam iyi olacak galiba.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Çocuklarıma mektup

Çocuklarıma mektup

Benim harika çocuklarım, umarım çocukluğunuzu benim mükemmelliyetçiliğime rağmen güzel geçirmişsinizdir. Sizleri anlatamayacağım kadar çok seviyorum. Sizi ne kadar çok sevdiğimi ancak siz de anne baba olunca anlayacaksınız. Zaman zaman size kızıyorum ama her zaman sizi çok seviyorum.
Sizlere sahip olduğum için de hep şükrediyorum.
Sizlerden bir kaç isteğim olacak. Bunları sizi yetiştirirken ya da sizi yönlendirirken yapamamış olabilirim. Çünkü ben bazılarını yapamadım. Ama sizler yapınki mutlu olun istiyorum.

Çocukluğunuz bitip ergenlik dönemine girdiğinizde, dünya sadece sizin etrafınızda dönüyormuş gibi olacak, hayatınızın hem en güzel hem de en zor dönemlerinden biri olabilir. Hormonal değişiklikler sizi bazen asabi, bazen mutsuz ve hırçın yapacak. Ama ilk aşkınızı, ilk heyecanları hep o zaman yaşayacaksınız. Hayatınız arkadaşlarınız ve sizden ibaret olacak. O dönem, ailenizden çok arkadaşlarınız ön planda olacak. Bu arkadaşlıklarınız umarım ömür boyu devam eder. Ama arkadaşlarınızı seçerken çok dikkatli olmalısınız. Bazen çevrenizde sizi, siz olduğunuz için kabul eden iyi insanlar olacak, bazen de sizinle arkadaş olmak için koşulları olan insanlar olacak. 
Yapmanızı istediğim şey, her ne olursa olsun, sizi siz olduğunuz için seven kişilerle arkadaşlık kurmanız. Sizi sigara, içki veya daha kötü şeylere bulaştırıp, bunları kullanmaya zorlayacak insanlardan uzak durun. Koşulları olanlardan uzak durun.

Herkese güvenmeyin. Benim hayattaki en büyük hatalarımdan biri, herkese çok çabuk inanıp güvenmekti. Bunları yazarken 34 yaşımı bitirmek üzereyim. Ama hala insanlara güveniyorum, hala aynı hatayı yapıp kırılıyorum. 

Haksızlıklara karşı geliyorum, benim gibi düşünen insanlar olduğunu biliyorum ama toplu bir yerde haksızlık olduğunu savunduğumda hep yalnız kalıyorum. Çünkü insanlar korkak çocuklarım, haksızlıkları söylemeye, zayıfın yanında olmaya korkuyorlar. Siz yine doğruyu ve haklıyı savunun ama bunu yaparken insanlara güvenmeyin. Hemen sizi satarlar. Sizin kendinizden başka dostunuz olmadığını unutmayın.
Ben eleştirilere kapalı bir insan oldum maalesef, bu kırılgan yapımdan ileri geliyordu. Siz olabildiğince yapıcı eleştiriye açık olun, ama size yapılan yıkıcı eleştiri sizi yıkmasın. Güçlü olmayı bilin. Özgüvenli olun. Herbiriniz bir mucizesiniz ve kendi mucizelerinizle dünyaya geldiniz. Kendinize inanın ve güvenin.

Her zaman dürüst olun, hem kendinize, hem çevrenize. Kimseye haksızlık etmeyin, en önce de kendinize.

İnsanların ne dediğini, ne düşündüğünü kafanıza takıp dünyayı kendinize dar etmeyin. Ben yaptım inanınki hiç bir faydası olmadı. Üzüldüğümle kaldım. Bırakın, bu hayat sizin, bildiğiniz gibi yaşayın.

Eşinizi seçerken parasına, puluna, kaşına, gözüne çok aldanmayın. Evlilik çok uzun bir yolculuk, o yolculuğun ilerleyen zamanlarında ne o güzel kaş, ne o güzel göz kalacak. Geriye bir tek sohbet kalacak. Bu yüzden sohbet etmeyi sevdiğiniz, sizinle aynı dünyayı yaşayan biriyle evlenin. Ben çoğu zaman kendimi bu dünyanın dışından hissettim, ama babanız da benimle aynı gezegenden geliyor buna eminim. 

Benim gibi mükemmelliyetçi olmayın, hayatta hiç bir şey mükemmel değilki. Bunu düzeltecek olan da bizler değiliz. Doğruyu, haklıyı savunun ama mükemmel diye bir şey yok, unutmayın. Rahat olun, her şeyi dert etmeyin kendinize. Elbette hayat toz pembe değil, zorluklar da var, mutluluklar da. Siz mutluluklara odaklanın. Zorluklar, bizi güçlendirmek için hayatımızda var. Unutmayın her şerde bir
hayır vardır. Bu söze çok inanıyorum. Mutlaka zorlukların arkasından, güzel günler gelir.

Hayvanları, doğayı ve çocukları sevin. İnsanları da sevin ama sevginizin kıymetini bilen bunu, hakedenleri sevin. Ama en önce kendinizi sevin. Her şey önce kendinizi sevmekle başlar. Ve bunu bana hatırlatan kim oldu biliyor musunuz? Ege, sen oldun. 4 yaşında bana, " beni seviyor musun, Ada'yı, babamı, peki ya kendini seviyor musun?" diye sordun. Hepinizi ve kendimi sevdiğimi söyledim. Ama aslında yalandı. Kendime hep haksızlık ettim. Kendimi galiba yeterince sevmiyormuşum. Sen bu soruyu sorana kadar farketmemiştim. 
Hala kendimi düzeltmeye çalışıyorum ama kolay olmuyor. Siz hep kendinizi sevin.

Bu mektubu hem size, hem bana yol göstermesi için yazıyorum. Yukarıda önerdiğim şeylerin kaçını yapabilirsiniz bilmiyorum, ama ne kadarını yaparsanız o kadar mutlu olursunuz.

Sizleri çok seviyorum ve sevgi dolu, mutlu ve özgüvenli bireyler olmanızı diliyorum.

Anneniz....





23 Ocak 2015 Cuma

Kıskanç baba

Uzun zamandır koşuşturmacanın içerisinde olduğumdan bir türlü yazma fırsatım olmamıştı.
Bugün vaktimi bu yazıya ayırmaya karar verdim. Biraz gecikmiş de olsa anlatmak istiyorum.
Ege'nin arkadaşları sık sık bizim eve oynamaya gelirler aynı şekilde Ege de onlara gider.
Yine bir gün Ege'nin arkadaşı David, okuldan bize oynamaya geldi. Ama bu ziyaretinde beklenmeyen bir şey oldu ve David, Ege ile oynamak yerine Ada ile oynamayı tercih etti. Ama bu oyun daha çok Ada'nın koltuga yatması, David'in de onun üzerine örtüp uyutması temalıydı. David, bütün akşam Ada ile bu şekilde oynadı. Tabi, Ege ne kadar arkadaşını çağırıp oynamak istediyse de bu hiç bir sonuç vermedi. Başka bir gün ise biz, hem Ege'nin hem de Ada'nın arkadaşı olan başka bir eve davet edildik. 3 çocuklu bu ailenin en küçük çocukları Ada'nın, ortanca çocukları ise Ege'nin arkadaşı. Ama en büyük çocukları -ki Ege'den sadece 2 yaş büyük- yine Ada ile oynamayı tercih etti. Gün boyu ikisi birlikte oynadılar. En sonunda bu çocuk Ada'ya resim yapıp, üzerine isimlerini yazıp verdi. Tabi bizim kızın keyfine diyecek yoktu. Bu iki olayı eşime anlattığımda hemen kızdı, " göndermeyeceğim kızımı hiç bir yere, kimse de gelmesin bize" diye şaka yollu çıkıştı.
Bu arada okulda Ege'nin yılbaşı gösterisi vardı. Eşim ve Ada da izlemeye geldiler. David'in ailesi de yanımıza oturdu. David'in babası Ada'yı görünce: " David'in sevgilisi de buradaymış. " dedi. Eşimin yüzündeki ifade gittikçe değişti ve cevap vermedi. Gösteri boyunca da o aileyle konuşmadı.
Kıssadan hisse, galiba kızları kaç yaşında olursa olsun babalar kızlarını hep kıskanıyorlar.
Bu vesileyle Doğum Günün Kutlu Olsun Sevgilim!

19 Kasım 2014 Çarşamba

Cevaplaması zor sorular

Ege, gerçekten de çok büyüdü ve her çocuğun belli dönemde sorduğu ve ebeveynlerin cevaplamakta zorlandığı sorulara sıra geldi.
Geçen yıl babam vefat ettiğinden beri sık sık ölümle ilgili sorular soruyordu.
Genelde soru aynıydı: "Dedem neden öldü?"
Cevabı da olabildiğince basit anlatıyordum:
" İnsanlar, doğar, büyür, yaşar ve yaşlanıp ölürler" diye.
Ancak bu açıklama bir süre sonra şu soruya neden oldu, bu soru da babamın çok yaşlı olmamasında dolayı yöneltiliyordu.
" Ama dedem yaşlı değildi"
Cevabı yine basitti:
" Çok sigara içti, o da dedenin hasta yaptı ve onun için öldü"
Bir sene bu soru cevap ara ara devam etti.
Taa ki geçen sabahki daha zor soruya gelene kadar.
" Anne, insanlar ölünce nereye gider?"
O anda bir cevap bulamadım, eşime baktım. O, duymamazlıktan geliyor gibiydi. Bir anda cevap verdi
"Cennet'e giderler oğlum"
Ege'den daha zor soru:
"Ama ölenler yürüyemezler ki nasıl gidecekler, hem kumun altına gömülüler"
Buyrun cevap verin şimdi....

18 Kasım 2014 Salı

Özür dileme

Havalar iyice serinledi, artık yağmurlar da başladı. Oğlum Ege'nin ayakkabıları ve botları küçük gelmeye başlamıştı. Bu hafta sonu Pazar günü, alışverişe gitmeye karar verdik. Alışverişimizi yaptık, bu arada açık hava bir yerdeydik ve hava yağmurluydu. Kapalı alana geçip, yemeklerimizi yedik.
Yemek alanından kızım Ada ile ben önce çıktık. Bu arada bir bey kapıyı bana tuttu ama Ada arkamda kaldı. Kapıyı tutan kişiye teşekkür ettim ama bu arada Ada'nın ağladığını duydum. Arkamı dönüp baktığımda Ada'nın arkadında 5-6 kişinin olduğunu ve bunlardan birinin Ada'nın ayağına basıp ayakkabısını çıkardığını anladım. Ada ise bu kalabalık grubun arasında eğilmiş ayakkabısını almaya çalışıyordu. Yerler ıslak olduğu için Ada'yı hemen kucağıma aldım. Ama bu kalabalık insan grubu durmaya niyetli değildi ve en sonunda" durun!" diye bağırmak zorunda kaldım. Bir anda durdular, ayakkabıyı aldım ve söylenmeye başladım. Gerçi, ben kendi dilimde söylendiğim ve Macarcam söylenecek kadar ilerlemediği için ne dediğimi anlamadılar ama kızgın olduğumun farkındaydılar. Ada da bu arada " ya ayağım ıslansaydı, daha kötü olurdu" diye ağlamaya devam ediyordu.
Daha sonra eşim ve Ege de geldi ve sinirli bir şekilde arabaya bindik. Yolda Ege, bana sorular sormaya başladı bu olay hakkında. Ben de anlattım. Arkasından bana şöyle bir soru sordu, "peki sen şimdi onlara kızdın, ceza verecek misin? " "Hayır" dedim. Bu sefer daha da şaşırdı " ama neden ceza almıyorlar, hem yanlış bir şey yaptılar hem de özür dilemediler". O zaman ne kadar doğru bir şey söylediğini anladım. Biraz sonra bir şey daha sordu, " peki polise söylesek, polis ceza verse?" 
Verecek hiç bir cevabım yoktu. Özür dilemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışırken, karşımıza bu kadar saygısız insanlar çıktıkça, verdiğim emek boşa gidiyor. Ama biz biz olalım, pes etmeyelim ve özür dilemenin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya devam edelim. 
Not: Ege, polis çağırmaktan bahsettiğinde aklıma geçenlerde sosyal medyada dolaşan bir video geldi. Ege, bunu seyretmemişti ama aynen oğlumun dediği gibi bir cezası vardı yapılan hatanın. 

www.vimeo.com adresinde "Dad teaches daughter to apologise" adıyla aratırsanız bu anlamlı videoyu bulabilirsiniz.

Saygılı günler dilerim.....


24 Eylül 2014 Çarşamba

Buz pateni çalışmaları 2

Geçtiğimiz kış, Ege'yi buz pateni derslerine götürmüştük. Ama ikinci derste ağlayarak çıkmış ve bir daha da gitmek istememişti. Biz de ısrarcı olmadık. Ancak bu sene okul başlayınca, ders programına bir baktık, o da ne, buz pateni dersi zorunlu olarak müfredatlarına eklenmiş. Ege, ilk duyduğunda fazla tepki vermedi, hatta mutlu bile oldu. "Bir kez daha deneyebilirim" dedi ve derse girdi. Akşam eve ağlayarak geldi. "Ben, bir daha buz patenine gitmeyeceğim" diyerek konuyu kapattı. Ertesi hafta ne yapacağımı şaşırdım. Herkes buz patenine giderken, o yalnız kalamayacağına göre mutlaka bir çözüm bulmalıydım. En sonunda kütüphaneden buz pateni ile ilgili kitaplar aldım. Evde Caillou'nun buz pateni öğrendiği bölümü Ege'ye izlettirdim. Sonunda ikinci kez derse gitmeye ikna oldu. Bugün 4. kez gitti ve eve geldiğinde "buz pateni çok keyifliymiş" diyerek mutluluğunu dile getirdi. Ben de onun mutlu olmasına çok sevindim.  Çok önemli olmasa da bir sorunu daha aştığımız için kendimi rahatlamış hissediyorum.

Yeni okul dönemi ve hastalıklar

Okullar burada Ağustos ayın  sonunda başladı ve okula başlamadan iki gün önce Budapeşte'ye geldik. İzmir'den direkt geldiğimiz için nevrimiz döndü. İzmir 40 derece sıcaklıktayken, Budapeşte 20 civarındaydı. İşte tam bu nedenle de hastalıklar peşimizi bırakmadı. Önce ben, sonra Ege, şimdi de Ada. Ege'nin hastalığı tam 3 hafta sürdü ve bizi gerçekten çok yordu. Şimdi ise Ada hasta, umarım Ege'ninki kadar uzun sürmez. Hemen bal, deniz suyu gibi yöntemlere başvurdum, inşallah hemen atlatır bu hastalığı.