12 Aralık 2013 Perşembe

Gerbeaud tatlısı


Budapeşte'de Ege'nin okulunda bir klüp kuruldu. Velilerin oluşturduğu bu klüp yabancı ailelere Macar kültürünü öğretmeyi amaçlıyor. Daha önce tarihi yerlere gezi düzenleyen bu klüp, şimdi de çeşitli Macar yemeklerini bizlere öğretmeye başladı. Macar yemekleri bana kalırsa çok lezzetli değiller. Ancak Macarlar hamur işine çok düşkünler ve bu konuda da oldukça başarılılar. Bu hafta ismini Budapeşte'nin en meşhur kafesinden alan "Gerbeaud" isimli tatlıyı yapmayı öğrendik. Aslına bu blokta yemek tarifi paylaşmayı planlamıyordum ama bu tatlı çok lezzetli. Biraz uğraştırıyor ama sonuç mükemmel.
Şimdi sizinle tarifi paylaşayım;

Malzemeler:
Hamur için: 1/4 su bardağı ılık su, bir paket yaş mayanın 1/4ü, 500 g. un, 1 tatlı kaşığı karbonat, 1 paket vanilin, 4 tatlı kaşığı pudra şekeri, 250 g. Tereyağı, 100 ml. Ekşik krema ( bunu Türkiye'de bulmak kolay değil muadil olarak süzme yoğurt kullanılabilir ancak süzme yoğurdu bile biraz daha süzmek gerekli), 1 yumurta sarısı, 1 tutam tuz
İçi için: 300 g. dövülmüş ceviz, 250 g. Pudra şekeri, 2 paket vanilin, 1 kg kadar kayısı marmelatı.
Üstü için: 5 çorba kaşığı kakao, 6-7 kaşık pudra şekeri ( tatlıyı ne kadar sevdiğinize göre karar verebilirsiniz), 1 tatlı kaşığı tereyağı, 1 kaşık çiçek yağı, yarım bardak kadar sıcak su.

Hazırlanışı:
Ilık süte yaş maya ve 1 tatlı kaşığı şeker katılır. Biraz karıştırılıp kabarması için kenarda bekletilir. 500g. una 1 tatlı kaşığı karbonat, 1 vanilin, 1 tutam tuz ve 4 kaşık pudra şekeri ilave edilip karıştırılır. Daha sonra bu karışıma 250 g. tereyağı kesilerek ilave edilir. Daha sonra ekşi krema ve 1 yumurta sarısı da katılarak iyice yoğurulur. Bu hamura kabaran maya da ilave edilir. Hamur ele yapışmayacak hale gelene kadar yoğurulur. Yumuşak bir hamur elde edilir ve bu hamur 3 eşit parçaya kesilip, streç filme sarılıp buzdolabına konulur. 15 dakika buzdolabında tutulur.
15 dakika sonra ilk parça hamur altına yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisi boyutunda açılmaya başlanır. İnce bir yufka elde edilir ve bu fırın tepsisine yerleştirilir. Ama en önemli nokta tam tepsi boyutunda olması gerektiğidir. Bu yufkanın üzerine bolca kayısı marmelatı sürülür, üzerine şeker ve vanilin ile karıştırılmış ceviz ilave edilir.
Daha sonra aynı işlem ikinci hamur için de uygulanır. İncecik açılıp üzerine marmelat ve ceviz karışımı dökülür. 3  hamur ise açılıp bu iki yufkanın üzerine kapatılır. Çatalla hamur bir kaç yerden delinir. Önceden 190 derecede ısınmış fırında yaklaşık 30 dakika pişirilir.
Piştikten sonra soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra çikolata sos hazırlanır. Çikolata sosu için bütün malzeme bir kapta sıcak suyla karıştırılıp koyu bir sos elde edilir. Soğumuş tatlımız üzerine sos güzelce döşenir ve tekrar soğumaya bırakılır. Çikolata sos da soğuyunca küçük kareler şeklinde tatlımız kesilip, servis yapılır. Ayrıca biraz bekleyince bu küçük parçaları kavanozlara koyup 2 hafta kadar saklamanız mümkünmüş :)

Çocukların akıllıca sözleri

Çocukların dünyası o kadar farklı ki, biz büyükler o dünyadadan geldiğimizi tamamen unutmuş durumdayız. Keşke tekrar çocukça düşünebilsek.
Dün 4 yaşındaki oğlum Ege bana öyle komik bir şey söyledi ki bunu mutlaka yazmalıyım ve gelecekte de unutmayıp ona anlatmalıyım diye düşündüm.
Ege, bu ararlar uzay ve astronotlara ilgi duyuyor. Okulun kütüphanesinden sürekli uzayla ilgili kitaplar getiriyor ve birlikte okuyoruz. Bu kitaplarda da genelde aynı resimleri kullanıyorlar. Bu resimlerden bir tanesi de Neil Armstrong'un Ay'a ilk adım attığında ABD bayrağı ile çekilmiş olan fotoğrafı. Ege hep bu resimi görürdü ama hiç bayrakla ilgili bir şey sormamıştı.
Dün elinde bir oyuncak kataloğu vardı ve katalogda Vahşi Batı konseptiyle hazırlanmış oyuncaklar ve oyuncakların arkasında da ABD bayrağı vardı.
Ege'nin bu resmi görünce sorduğu soru:
"Anne bu bayrak neden burada, uzayda olması gerekmiyor muydu?"


13 Kasım 2013 Çarşamba

Ege okuma öğreniyor

4 yaşındaki oğlum Ege, burada daha önce bahsettiğim gibi British sisteminde eğitim görüyor ve bu sistemde ilk okula başlama yaşı 5. Aynı Türkiye'de hükümetin geçen sene eğitim sistemini tepe taklak yaparken belirlediği yaş gibi.  Tabi uygulama farklı, amaç farklı.
Bu sene bloğa daha az vakit ayırmamın en önemli nedenlerinden biri Ege'nin okulunun aileler ile çok fazla iletişim halinde olması. Haftanın en az 2-3 günü okula çağırılıp ya eğitim alıyoruz veliler olarak ya da bilgi paylaşımında bulunuluyor.
Bu aralar Ege'nin elinde üzerinde yazı olmayan kitaplar var. Bu kitaplar ile çocuklar okumayı öğreneceklermiş. Üzerinde yazı olmadan okumayı öğrenmek çok enteresan, sizce de öyle değil mi?
Bu kitaplar aynı zamanda velilere de ödev. Kitaptaki resimlere bakıp, hikaye üzerinde tartışıyoruz. Daha sonra da kitabın resimlerinin üzerinde yazan ör: berber, kütüphane gibi kelimeleri bulmaya çalışıyoruz. Bulduğumuz kelimelerin harflerini tek tek okuyup, isminin içinde geçen harflerle eşleştiriyoruz. Bir de fişlerimiz var aynı bizim çocukluğumuzda olduğu gibi. Bu fişlerle de yine kitaptaki karakterleri eşleştiriyoruz. Fişlerin üzerinde kitaptaki karakterlerin ismi yazıyor. O isimleri okuyup, kitapta hangi karaktere ait olduğunu buluyoruz.
İlk başta anlamsız gelen bu çalışma sonucunda, sadece 20 dakikada Ege, 3 kelimeyi okumaya başladı.  Acaba ezberledi de, hep aynı fişi görünce mi tanıyor diye düşündüm ve başka kağıtlara bu kelimeleri yazmaya başladım. Ama yazdıklarımı da okuduğunu gördüm. Şimdi yeni kelimeler de öğrenmeye başladı. Bu fişlerle yeni oyunumuz da kelime eşleştirmece. Aynı kelimeleri başka kağıtlara yazıp eşini bulmaya çalışıyoruz.
Sizde belki evinizdeki kitaplarla bu oyunu oynayabilirsiniz. Üzerinde yazılar olsa bile, siz yazıları okumadan sadece resimler üzerinden konuşabilirsiniz. Belki çocuğunuz kitaptaki hikayeden çok daha farklı hikayeler üretebilir. Böylece çocuğunuzun hayal gücünü de geliştirebilirsiniz.

8 Ekim 2013 Salı

Çocuklara nasıl davranmalı

Sabah çocukları okula götürmeye hazırlamak, onlara kahvaltılarını yedirmek, giydirmek, eğer ben de çıkacaksam onlarla birlikte bir de kendimi yedirip giydirmek kabus oluyor. Yine böyle herkesin birden evden çıkması gereken koşturmalı bir gündü. Ben de Ege'yi okula bırakacaktım, çünkü okullarında yine veli eğitimi vardı. Eğitimin konusu da çocuklara nasıl davranılması gerektiğiyle ilgiliydi. Sabah yine pür telaş hazırlanmaya çalışıyorduk, eşimle kızımı hazırlayıp gönderdim, Ege de giyindi ve benim hazırlanmamı bekliyordu. Ama bana hiç rahat vermiyor, giyinmeye çalışıyorum kapılara vuruyor, ayakkabılarını giy diyorum sokak kapısıyla oynuyor ama ayakkabı ve montunu giymiyordu. Bağırış, çağırış evden çıkmaya çalışıyorduk. Tam o sırada farkediyorum ki okul formasını ters giymiş hadi baştan giyiniyoruz ama tabi yine bir telaş.
Okula gidince bahsettiğim eğitim başlıyor ve bütün aileleri tam kalbinden vuruyor. Aslında hemen hepimizin bildiklerini anlatıyorlar. Benim yukarıda anlattığım ve yanlış yaptığım her şeyi orada yüzümüze çat çat vuruyorlar.
Buyrun biraz bahsedeyim neler yapmamız gerektiğinden;
Öncelikle en büyük hatam ve bir çoğumuzunda yaptığı hata:
Olumsuz uyarılar, örneğin koşma, bağırma gibi olumsuzluk ekleri uyarılar.
Bu tip uyarılar çocuğun sizi dinlemesini sağlamayacak, o an dinlese bile tekrar aynı şeyi
yapmasına neden olacaktır.
Bu tip uyarılar yerine olumlu uyarılar tercih edilmeli:
Örneğin, yürür müsün veya alçak sesle konuşur musun vs.
Bir diğer yaptığımız hata, "aferin oğluma/kızıma gibi takdir sözcükleri.
Bunun yerine, "odanı ne güzel toplamışsın", " alçak sesle konuşman çok hoşuma gitti" gibi neyi doğru yaptığını açıkça belirten cümleler kurulmalı.
Bir diğer konuda "lütfen" değil " teşekkür ederim" demek.
Buna da bir örnek verelim, "otur lütfen" dediğimizde çocuğa seçenek şansı bırakmıyoruz. Aslında bu bir emir, ama yaptığı davranış için "teşekkür ederim" demek onu yüreklendiren ve mutlu eden bir cevap olacaktır.
Daha anlatacak çok şey var ama en önemli nokta, bizler rol modeliz ve biz ne yaparsak çocuğumuz onu öğrenir. Bunu zaten biliyoruz ama unutmamalıyız.

Bu toplantının bitiminde kendimi çok kötü bir anne olaeak gördüm. Moralim bozuldu, nasıl bu kadar kötü anne olabilirim diye. Çünkü bunları uygulamak hayatın koşuşturmacasında mümkün olmuyor. Bir tek kendimin bu şekilde olduğunu düşünüp daha da çok üzüldüm ama yalnız değilmişim.
Dışarı çıktığımda katılan velilerin hepsi biz bunu nasıl uygulayacağız diye kara kara düşünmeye başlamıştı. Demekki yalnız değildim ama bu konularda daha dikkatli olacağıma da söz verdim. Bakalım uygulayabilecek miyim.

Bu eğitimin detayları için,

http://www.nordanglia.com/budapest/images/doc_library/curriculum/nursery/EYFS%20-%20Behaviour%20and%20Independence.pdf




1 Ekim 2013 Salı

Okullar başlayınca

Daha önce işe başlamak isteyip de nasıl bir sonuçla karşılaştığımı anlatmıştım.
İşi reddedince zamanımı daha verimli nasıl geçirebilirim sorusu aklımı yormaya başladı. Tabi bu arada çocukların okulları açıldı. Bir koşuşturma başladı. Sabah onları hazırla, okula gönder. Daha sonra oğlumun okulundaki bazı toplantılara katılmaya başladım. Bu toplantıların bir tanesinde okulda velilere Macarca dersi verilmeye başlandığının haberini aldım. İlk işim bu derse yazılmak oldu. Bu derse başladığımda, Macaristan'a yeni gelmiş bir Türk bayanla tanıştım. Onunla birlikte çok güzel zaman geçirmeye başladık. Bu arada oğlumun okulundaki toplantılar bitmek bilmez oldu. Hemen her gün okula gidip bir toplantıya katılmam gerekiyor. Bugün de bir toplantı vardı ama ben günleri karıştırdığım için toplantıyı kaçırdım :) artık takip etmek gerçekten de çok zor bir hal aldı. Bu okulda bir veli arkadaşımın 5 çocuğu var ve arkadaşım plan yapmak için elinde sürekli olarak takvim taşıyor. Örneğin bir hafta sonu 4 tane ayrı doğum günü partisine gittiği oluyor. Ayrıca okuldaki toplantıları da takip ediyor. Sonuçta takvimsiz hareket edilemiyor.
Ben de artık kendime bir takvim edinmeliyim, yoksa günler ve toplantılar birbirine giriyor.
Sonuç olarak demek istediğim iyiki de işi kabul etmemişim, aslında yapacak ne çok işim varmış. Harika insanlarla tanışıyorum. Şimdi içim daha rahat hem çocuklarıma zaman ayırıyorum, hem de kendime.



8 Eylül 2013 Pazar

Budapeşte'de iş macerası

Eşimin işi nedeniyle Budapeşte'ye gelirken bir hayalim de burada çalışmaktı. Ama şehre, ülkeye alışmak, çocukları okula alıştırmak gibi önceliklerim olduğu için çalışmayı ikinci plana atmıştım. Yaz aylarında hem artık şehre alıştığım hem de biraz sıkılmaya başladığım için iş başvuruları yaptım. Türkiye'de de olan dünyanın en büyük şirketlerinden birine görüşmeye gittim. Çok güzel geçen mülakatlar sonucunda -ki bu mülakatlar neredeyse 2 ay sürdü- bana teklif vermelerini bekliyordum. Çok heyecanlıydım. Kafamda her şeyi planlamıştım. Saat 13.00-19.00 arası bakıcı gelir, evimin işini yapar, çocuklarımla okuldan sonra ilgilenir. Her şey harikaydı. Hatta harika bir bakıcı adayım vardı. Az çok vereceğim bakıcı ücreti belliydi. Heyecanla teklifi beklemeye başladım veeee... Evet yaşasın teklif geldi ama Macaristan ekonomisinin acı gerçeği yüzüme tokat gibi çarptı. Maaş=bakıcı ücreti.
Ne yapacağımı bilemedim. Kabul etsem, sadece evde sıkılmamış olmak için çalışacağım elimde avucumda bir şey kalmayacak. Bir de üstüne çocuklarımla daha az zaman geçireceğim; kabul etmesem, bu sefer de uzun yıllar çalışmamış ve kariyerime uzun süre ara vermiş olacağım. Tabi bir de çocuklar yokken yapacak yeni bir şeyler bulmam  gerekli.
Uzun uzun düşündüm. Bir türlü tam olarak ne yapacağıma karar veremedim.
Konuşmadığım, fikrini almadığım kişi kalmadı. Sonuçta işi reddettim. Yıllar sonra belki iş arayıp bulamadığımda kafamı duvarlara vuracağım. Ama görünen o ki; Macaristan'da iş gücü maalesef çok ucuz ve Avrupa ekonomisi hakikaten çok iyi durumda değil.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Cevaplarınızı merakla bekliyorum.

20 Ağustos 2013 Salı

Ada'ya tuvalet eğitimi II

Ada'ya tuvalet eğitiminin diğer günleri çok iyi geçmedi. Sürekli olarak altına kaçırıp sonrasında da "kaka yaptım" deyip bana mahsun mahsun bakıyordu. Bir türlü çişini tutamadığını anlamış oldum. Sanırım daha hazır değil tabi bir de üstüne bir hafta boyunca kaka da yapmadı. Kaka yapmadıkça yemek yemedi, yemedikçe kaka yapamadı ve bir kısır döngüye girdi. Biz de vazgeçtik tuvalet eğitiminden. Sanırım daha hazır değil. Aslında bu kadar güzel konuşup, her istediğini anlatırken, altı bağlı olduğu halde kakasının geldiğini bana haber verirken bu eğitimin başarısız olmasını anlamadım. Ama sanırım olay kasların gelişmesinde düğümleniyor. Demekki neymiş; her çocuk farklıymış. Ege, 16 aylıkken "bu bu" diye pipisini gösterip çişini söylüyorken, Ada, 27 aylık olup tuvalete oturmak dahi istemiyor. Şimdi önümüzdeki günlere bakacağız artık. Kışa mı hazır olur, seneye mi göreceğiz.