16 Temmuz 2013 Salı

Doğum günü


Geçtiğimiz cuma doğum günümdü. Eşim iş için İstanbul'daydı ama o gün benim için erkenden gelip tüm günü benimle geçirdi. Çocuklarımsa gün boyu okuldaydı. Ege'nin okulu tatil olduğu için Ada'nın okuluna 1 aylığına misafir olarak gidiyor.
Eşimle gün boyu gezdik, dolaştık. Akşam da Ada'nın okuldaki öğretmeni evde çocuklarla ilgilendi ve biz eşimle baş başa harika bir yemek yedik. Geldiğimizde çocuklar uyumuş, ortalık sessiz sakindi. Ama çocuklarımın bana bir süprizi vardı. Anne olmanın harika bir şey olduğunu hatırlatan çok güzel bir süpriz...


Ben de sizi çok seviyorum çocuklarım, iyiki varsınız......

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Yabancı bir okulda ilk tecrübeler 2

Geçen gün bahsettiğim gibi Ege, ilk defa İngiliz okuluna başladığında çok ciddi bocalamıştım. Ama benim bu bocalamamı Ege yaşamadı :)
Okulun neyi ne kadar öğrettiğini pek anlayamıyordum. Oğlum zaten İngilizce bilmiyordu, sınıfı okulun ilk günü ziyaret ettiğimde çocukların çamura veya tutkala ellerini sokup oynadıklarını görmüştüm. Bir kısmı da küçücük boncukları ipe diziyorlardı. Çocukların bu uğraşıları bana çok anlamsız gelmişti. Çocukları başı boş bırakıyorlar ve çocuklar da sadece ortalığı karıştırıp serbestçe oynuyorlar diye düşünmüştüm. Ege de okulda olanları çok anlatmadığı için neler olup bittiğini anlayamıyordum.
Ancak işin aslını çok sonra okulların kapanmasına 2 hafta kala okulda yapılan bir workshop'ta öğrendim. Benim için sadece kirli bir oyun olan çamurda daire yapmak, tutkalla oynamak aslında yazı yazmaya hazırlık çalışmalarıymış.
Belki biliyorsunuzdur ama ben bilmiyordum, çocukların yazı yazmaya hazır olmaları için kol kaslarının ve omuzlarının yeterince gelişmiş olması gerekliymiş. Okulun bahçesinde tırmanma duvarı var, bu duvara sürekli çocukları tırmandırıyorlarmış omuzları gelişsin diye, tutkalla ve çamurla dairesel hareketler yaptırıyorlarmış dirsekten bileğe kadar olan bölümü geliştirmek için ve boncukları ipe dizdirmekteki amaç da parmakları ile kalemi doğru bir şekilde tutmalarını sağlamak içinmiş.
Çocuklara yazı yazmayı öğretirken önce küçük harflerden başlanmalıymış, büyük harflerden değil. Çünkü dairesel hareketlerle yazı yazmayı öğretmek gerekliymiş. En önemli nokta da çocuklara yazmayı kağıt kalemle değil daha yaratıcı fikirlerle öğretmeye çalışmakmış.
Yukarıda sadece birkaç örnek verdim bu fikirlere. Daha yaratıcı fikirler bulmak sizlere kalmış.
Aşağıdaki linkte de bu workshop'ın sunumunu bulabilirsiniz. İşinize yarayacağını düşünüyorum.

http://www.nordanglia.com/budapest/images/doc_library/curriculum/EYFS%20Physical%20Development%20Workshop.pdf

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Yabancı bir okulda ilk tecrübeler

Ege, Ağustos ayında 4 yaşında olacak, Budapeşte'de British International School'un kreş bölümüne gidiyor.  İlk bu okula başladığında bizim alıştığımız kreş mantığından çok daha farklı olduğunu anladım ve okuldan hiç memnun kalmadım. Her gün üstü başı kirli ya da ıslak geliyordu. Okulda ne yiyior ne içiyor bilemiyordum, okul yemek listesi elimizde olsa da oğlum hepsini yedi mi, uyudu mu gibi  bilgileri okuldan alamıyordum. Ege'nin gittiği bu okul Budapeşte'deki en iyi okullardan biriydi sözde. Ama çocuk her gün ıslak ayak, her gün kirli ( ama çok çok kirli "kirlenmek güzeldir" sloganlı reklamlardaki gibi) formayla okuldan geliyordu. Aylardan Şubat, dışarıda diz boyu kar var Ege okuldan geliyor çorapları ıslak.
Kimse ilgilenmiyor. Öğretmenlere ilgilenmelerini söylüyorum, değişen bir şey yok.
Bu dönem bir ara İstanbul'a gitmemiz gerekti ve Ege ile kardeşi Ada'yı, Ege'nin İstanbul'da yaşarken gittiği kreşe misafir olarak götürdüm ve bir gün geçirdiler.
Akşam çocukları alırken kreş sahibine burada yaşadığımı okul tecrübesini anlattım. Çocukları başı boş bırakıyorlar, üstleri başları kirli diye yakındım durdum.
Kreş sahibi bana ne dedi biliyor musunuz,  "Bu kadar kızdığınız o okul var ya çocuğunuzu adam etmiş!!!"
Bu arada ayakları karda bile ıslak diyordum ya, kış boyu hiç hasta olmadı. Maaşallah!!!

2 Temmuz 2013 Salı

4+4+4

Geçen sene uygulamaya başlanmış olan yeni eğitim sistemi bizi de diğer aileler gibi telaşa düşürmüştü. Oğlum Ege henüz 3 yaşında olmasına rağmen ne yapacağımı 2014 yılında ana sınıfı olması durumunda hangi okula nasıl kayıt ettireceğimi düşünüp özel bir okulun anaokulu bölümünün mülakatlarına sokmuştum. Ege bu mülakatları geçmişti ama bir sorun vardı; o kadar çok öğrenci mülakatlatı geçmişti ki bir de kura çekilmesi söz konusu olmuştu. Sonunda Ege'yi bu okula çok isteyerek kaydettirdik. Böylece düşündük ki Ege artık üniversiteye kadar okul düşünmek zorunda olmayacak. Tabi bu arada bu olaydaki saçma yanı farketmişsinizdir. 3 yaşında ve anaokulu için mülakat yapılıyor inanılır gibi değil. Ahh Türkiye bu nasıl bir eğitim sistemi.
Neyse devam edelim, Temmuz ayı gibi Macaristan maceramız ortaya çıktı ve Ege'nin  okuldan kaydını sildirip buralara geldik.
Ama expatlığın cilvelerinden işte geçen mart ayı, bu yaz (yani yaşadığımız günlerde) ülkemize dönme durumumuz olduğu ortaya çıktı. Tabi biz Ege'yi alıp hemen Türkiye'ye gittik ki okul ayarlayalım diye. Yine aynı okul, yine aynı süreç ve Ege'nin kaydını yine yaptırdık. Fakat şu yaşadığımız günlerde süremizin 1 sene daha uzadığını öğrendik. Şimdi Budapeşte'de, Ege ana sınıfı olacak 4 yaşında olmasına rağmen çünkü İngiliz okulunda okuyor ve onların sistemi bu şekilde. Seneye ne olacak bilmiyorum, Türkiye'deki o okul bizi bir daha kabul edecek mi, seneye Eylülde Ege 61 aylık olacak, peki ilkokula başlayacak mı, seneye ne olacak Türkiye'de eğitim sistemi yine değişecek mi? Bilmiyorum, bilemiyorum. Bence çocuklar bu kadar küçük okula başlamamalı.
Burada kalsak Ege ilkokula başlayacaktı ama onların eğitimleri bizimki gibi "40 dakika sırandan kalkmadan otur" şeklinde sadece derse dayalı bir eğitim değil ki. Onlar gün boyu oynayarak öğreniyorlar ve küçük yaşta çocuğa nasıl eğitim verileceğini bilen öğretmenler tarafından eğitiliyorlar.
Yazık değil mi bizim çocuklarımıza....
Offf sen ne zor bir ülkesin Türkiye!!

20 Haziran 2013 Perşembe

İçimden gelmiyor ama kiminin de geliyor

Blogu yazmaya başladığımda başımdan geçen ilginç olayları her gün burada paylaşacağımı düşünüyordum. Ama şu an ülkemde olan olaylar o kadar canımı sıkıyor ve beni üzüyor ki, bunun üzerine hiç bir şey yokmuş, her şey güllük gülistanlıkmış gibi yazı yazmak istemiyorum. Öyle ki facebook'ta tatilde veya eğlence merkezinde olanların ülkemizde bir şey yokmuşcasına paylaşım yapmalarına oldukça sinirleniyorum.
Adamın gözü çıkmış haberi var, hiç bir şey yokmuş gibi birisi "ohh tatil gibisi yok" diye yorum yazıyor. Sen hangi ülkede yaşıyorsun güzel arkadaşım, sen güzel tatil yap, o bikiniyi rahatça giy diye bir can gidiyor. Senin için mücadele ediyor birileri. Ama senin için olay şundan ibaret değil mi" tencere tava hep aynı hava". Buyur havanı al kardeşim Çeşme'de. Senin için bir can, bir göz gitmiş çok mu. Yeterki sen tatil yap. Tatil yapamayacağın günler gelince ağlarsın ama o zaman sesini duyan olmaz.
Öptüm seni arkadaşım, iyi tatiller

10 Haziran 2013 Pazartesi

Yurt dışında yabancı olmak

Budapeşte'de bir Türk olarak yaşamanın hiç bir sıkıntısını görmedim. Bu şehirdeki insanlar o kadar kendi halinde ve dost canlısı ki... Bazen insanlar yurt dışındayken, o ülkenin yerlisi gelir ve nereli olduğunu sorar, Budapeşte'de bu tip sorulara pek rastlamadım. Bir defasında merak eden biri olmuştu  ve ona Türk olduğumu söylediğimde mutluluktan gözlerinin içi parlamıştı. "Biz kardeş sayılırız, sizleri çok severiz" diyerek konuşmaya başlamış ve hemen kartını çıkarıp bir şeye ihtiyacım olursa onu aramam için bana vermişti.
Bu davranış beni çok mutlu etmişti.
Ama her yer maalesef Budapeşte gibi değil.
Haftasonu Viyana'da yaşayan Türk arkadaşlarımızı ziyarete gittik. Başımızdan da sevimsiz bir olay geçti.
Viyana'da yaşayan arkadaşım kızımın pusetini ittiriyor bir yandan da benimle muhabbet ederek yürüyordu. Yürüdüğümüz kaldırım biraz dar ve puset de üzerine astığımız eşyalardan dolayı biraz genişti. Karşıdan yaşlıca bir çift geliyordu. Arkadaşım geçmeleri için puseti biraz yana çekerek yol verdi ama yaşlı çiftten bayan olanı yine de pusete çarpıp arkadaşımı ittirerek kaldırımdan geçti. Bunun üzerine arkadaşım çok sinirlendi ve anladığım kadarıyla (Almanca'mın yettiği kadar) " ben size çocuklu olduğum halde yol verdim neden üzerime yürüyorsunuz" diye seslendi. Ancak bayan arkasına bile bakmadan hızlı hızlı ilerledi. Daha sonra arkadaşım bu tip olayları sık sık yaşadıklarını, Türkçe konuştuğumuzu duyduğu için böyle davrandığını söyledi. Viyana'da Türk ırkçılığının çok fazla olduğunu anlattı. Hatta şöyle olaylar yaşanabiliyormuş; bir kavga veya tartışma olduğunda bu tartışmadaki tarafladan biri Türk ise polis, mutlaka Türk olanı cezalandırıyormuş ve Viyana'lılar da bunu bildiği için bir sorun yaşadıklarında Türkleri polis çağırmakla tehdit ediyorlarmış.
Benim yaşadığım çok basit bir olay, kim bilir daha ne tür olaylar yaşıyordur yurt dışındaki Türk vatandaşları. Bu kin, bu nefret neden bir anlam veremiyorum. Lütfen biri bana anlatsın, çünkü benim aklım almıyor.

5 Haziran 2013 Çarşamba

Canım sıkılıyor

Kaç gündür yazı yazmıyorum. Daha doğrusu yazıp yazıp siliyorum. Ne yazayım, ne anlatayım, ruh halimi nasıl anlatayım bilmiyorum, bilemiyorum.
Bir millet uyanıyor. İşte ben bunun için ne yazayım bilemiyorum, sadece yaşıyorum. Uzakta olmanın en zor yanı da izleyici olmakmış. Ama kalbim ve aklım hep orada.
Hani klişe bazı sözler vardır bilirsiniz zor zamanlarda çok kullanılan. Şimdi o cümlelerin tam zamanı.
Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.
Her şey çok güzel olacak.

Ben şimdi gidiyorum haberleri sosyal medyadan takip etmeye, geleceğim...